Ahmet Taşgetiren Erdoğan’ın ”yumuşak karnı”ı yazdı

Ahmet Taşgetiren bugünkü köşesinde Erdoğan’ın Ali Babacan’ı eleştirmesiyle ilgili olarak ‘yumuşak karnı’ yorumunda bulundu.

Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren Erdoğan’ın İTO toplantısındaki ekonomi yorumunda Ali Babacan ile ilgili eleştirisini köşesine taşıdı. Taşgetiren, Erdoğan’ın “Enflasyon hiç arzu etmediğimiz seviyelere çıktı. Şubat ayından itibaren önce makul seviyelere indireceğiz. Sonra da olması gerektiği gibi tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız” sözleri ile ilgili olarak “Sayın Cumhurbaşkanı’nın ekonomi konusunda bir ukdesinin de içerde olduğu, İTO toplantısında bir kere daha ortaya çıkıyor” dedi.

Taşgetiren, “Babacan’lı dönem gerek düşük enflasyon oranı gerek fert başına düşen milli gelir itibariyle “Başarı” diye hatırlanıyor. Sonraki dönem ise, bugünlere gelen, fert başına milli gelirin düştüğü, enflasyonun tırmandığı ve iktidarın 2023’e yönelik hiçbir hedefinin tutmayacağının görüldüğü bir manzarayı yansıtıyor.” ifadelerini kullandı.

Ahmet Taşgetiren’in ‘Erdoğan’ın yumuşak karnı’ başlık yazısı şu şekilde: 

“‘Yumuşak karnı’ ifadesi bir zaafı ifade ediyor. Kendisinin böyle bir tanımlamayı kabul etmeyeceği açık.

Taa Amerika’da bile tekrarlama ihtiyacı duyduğu “Ben ekonomistim” ifadesi en azından bu konuda dünyada mevcut olduğunu düşündüğü itirazları, dünyanın gözünün içine bakarak reddetme iradesi taşıyor. Hele orada Amerikalı gazetecinin sorusuna karşılık seslendirdiği “Amerika’da raflar boş, Almanya’da raflar boş, bizde ise bolluk bereket” tiradı içerideki şüpheleri izaleye dönük “Biz bunları Amerika’da bile seslendirdik” iddiası içeriyor.

Hafta sonu Erdoğan’daki bu iç direnç, İstanbul Ticaret Odası›nın 140›ıncı Yıl Özel Ödülleri Töreni’nde de ortaya çıktı. Oradaki konuşmasında -TUİK ölçümlerinde bile- yüzde 80’lerde seyreden enflasyondan “Hiç arzu etmediğimiz seviyelere çıkan” ifadesiyle bahsetti. “Şubat ayından itibaren önce makul seviyelere indireceğiz” dedi. “Sonra da olması gerektiği gibi tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız.” Bu sözlerin şüphesiz “Hiç arzu etmediğimiz” kısmı önemli, demek ki kontrol edilemeyen bir alan var ekonomide…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İTO mensuplarına ispat etme gereği duyduğu bir başka konu “Faizler” alanındaki yaklaşımı olmalı ki, orada da ilginç çıkışlar yapıyor. Sorun şu: Bütün dünya enflasyonla mücadele için faiz artırımlarına gidiyor; Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa… Rusya bile 28 Şubat’ta gelen Batı ambargosunu o günlerde yüzde 9.5 olan politika faizini “şok artışla” yüzde 20’ye yükselterek karşılıyor.

Erdoğan’ın ise “Dikkat ederseniz” diye başladığı ifadelerinde “…..enflasyonu faiz oranlarını arttırarak kontrol altında tutma yaklaşımı artık hiç kimse tarafından dile getirilmediğini” söylüyor hatta “getirilse de ciddiye alınmıyor” diyor. Erdoğan’a göre “Artık büyük liderler bile yükseltmek değil, faizi düşürmenin faydası olduğunu ikrar etmeye başladılar. Öncelikle Rusya. Sayın Putin bizzat geçmişte yüksek faizi savunurken şimdi o da faizi düşürmeye başladı ve 8.6’ya kadar indirdi.” Putin şok faiz artırırken mi “Büyük lider” oluyor, yoksa faiz indirirken mi, artık bunu değerlendirmek de bize kalıyor.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Büyük lider” kriterleri de ilginç olmalı. Amerika’da “Biden ile görüşmemek sizi üzdü mü?” sorusuna “O Biden ise ben de Erdoğan” diye cevap vermişti. Biden’la görüşememe sorununu böyle telafi etmişti. Amerika’da tabii ki Biden değil, FED karar veriyor faizin artmasına – düşmesine… Ama sayın Cumhurbaşkanı ekonomik gerekçelerle bir ölçüde durgunluğu göze alarak faiz artıranları “Büyük lider” kategorisine dahil etmiyor. Bu durumda bütün Batılı liderler “Küçük lider” haline dönüşüyor.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın ekonomi konusunda bir ukdesinin de içerde olduğu, İTO toplantısında bir kere daha ortaya çıkıyor.

Malum Ak Parti’nin ekonomide iki dönemi var: Ali Babacan’lı dönem, sonraki dönem. Babacan’lı dönem gerek düşük enflasyon oranı gerek fert başına düşen milli gelir itibariyle “Başarı” diye hatırlanıyor. Sonraki dönem ise, bugünlere gelen, fert başına milli gelirin düştüğü, enflasyonun tırmandığı ve iktidarın 2023’e yönelik hiçbir hedefinin tutmayacağının görüldüğü bir manzarayı yansıtıyor.

Fark ne?

Ali Babacan’lı ve Ali Babacan’sız.

Ali Babacan ise, bugün muhalefette siyaset yapıyor ve “Eskiden olduğu gibi bugün de ekonomiyi bunalımdan ben çıkarırım” diyor. Bir anlamda “Benim sağlıklı bıraktığım ekonomiyi ne hale getirdiniz!” diye soruyor.

Belli ki “Babacan ukdesi” saklı sayın Cumhurbaşkanının dünyasında. Zaman zaman Ahmet Davutoğlu ile ilgili olarak da sordu bu “İmzayı atan kim?” sorusunu. İTO dünyasının zihninde acaba “Babacan olsaydı….” gibi bir soru var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı böyle bir ihtimali dikkate alarak konuşuyor. Önce “Enflasyonu mazide bir hatıra haline dönüştüreceğiz” diyor. Ardından “Biz geçmişte bunu yaptık mı? Yaptık. Faizi 4.6’ya indirdik. Enflasyon 6.2’ye geldi. Bunu biz başardık” diye devam ediyor. Tam orada “Babacan ukdesi” devreye giriyor. “Birileri değil.” Diyor. Bu “Birileri”nden kasıt Babacan. Öfke dili hakim, “Sen kimsin ya? Sen kimsin ya?” diyerek devam ediyor: “Bu neticenin üzerinden kendine paye çıkarmaya çalışanlar yok değil, var. Sen kimsin? İmzayı atan kim? Sen kimsin? Altı sıfırı Türk Lirası’ndan çıkaran bu Başbakan. Sen kimsin ya? Çıkıp televizyon ekranlarında ‘Ben yaptım. Ben ekonomi bakanıydım.’ Peki bu işin başı kim? Başbakan bu işe olur vermeden sen ne yapabilirsin?”

İTO konukları bu sözler karşısında ne düşünmüştür, bilemiyorum. Ama Ali Babacan’ın diyecekleri var. Şunları söylüyor:

“Sayın Erdoğan benim için ‘Yahu sen ne yaptın? İmzayı ben attım’ diyor. Kendisine sesleniyorum. 4 yıldır bu ülkeyi tek imzayla yöneten siz değil misiniz? Tam yetkili sizsiniz. Tek imzayla aklınıza gelen her şeyi yapabiliyorsunuz. Madem keramet imzada, şöyle bir imza atın da şu enflasyonu düşürüverin. Fiyakalı bir imza atın da hayat pahalılığını bitiriverin.”

Bu çağrı çok yapıldı sayın Erdoğan’a: Sorun faiz ise bir imza ile sıfırla, enflasyon düşsün…

Henüz bu meydan okumayı görmedi sayın Cumhurbaşkanı. Babacan’la yüz yüze bir programda da halkın karşısına çıkmadı. Belki de gerçek sınama uzaktan uzağa sözlerle değil, yüz yüze mülakatla olacak. Bakalım Demokrasimiz o günleri görecek mi?”

YAZININ TAMAMI