Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddiaları artıyor

Şüpheli ölüm ve işkence iddiaları nedeniyle gözler cezaevlerine çevrildi. Hukukçular ve insan hakları savunucuları, suç duyurularının takipsiz kaldığını, cezasızlığın şiddeti pekiştirdiğini söylüyor.

DW Türkçe’den Burcu Karakaş’ın haberine göre;

Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele tartışması son olarak Silivri Cezaevi’nde geçen hafta mahkumların toplu intihar girişiminde bulunduğu iddiaları ile bir kez daha gündeme geldi. İntihar iddiaları Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından yalanladı, ancak tartışmalar, ortaya çıkan yeni bilgilerle devam ediyor.

İddialar üzerine İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi (İHM) de Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na 13 Nisan’da ziyaret gerçekleştirmişti. Ziyaret eden heyette yer alan Avukat Berfin Arslan, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, ziyaretleri öncesinde toplu intiharda adı geçen mahkumların başka cezaevlerine sevk edildiğini, tek bir mahkûm ile görüşebildiklerini söyledi.

İddiaya göre, adli koğuşta infaz koruma memurunun sayım sırasında bir mahkûma tokat atması üzerine tartışma yaşandı. Cezaevi idaresinin araya girmesiyle şiddete başvuran memur özür diledi. İstanbul Barosu İHM heyetine şikayetlerini geri çekmeleri için “Darp raporu alırsanız buranın bir de çıkışı var” sözleriyle tehdit edildiklerini anlatan mahkûm, süngerli odada işkenceye maruz kaldıklarını öne sürdü.

Avukat Arslan, mahkumların işkence sonrası koğuşta bulunan bazı hapları içerek intihar girişiminde bulundukları yönünde bilgi aldıklarını, bazılarının fenalaştığını, bunlar arasında hayatını kaybeden Ferhan Y.’nin de olduğunu aktardı.

Tahliye beklerken ölüm haberi geldi

Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ferhan Y. tahliyesine birkaç gün kalmışken hayatını kaybetti.

Kuzeni Azad Y.’nin aktarımına göre, Ferhan Y. 7 Nisan’da annesini arayarak beş gün sonra tahliye olacağını söylemiş ve kendisine para göndermesini istemişti. Bu telefondan iki gün sonra cezaevi yönetimi ailesini arayarak Ferhan Y.’nin fenalaştığını ve hastaneye kaldırıldığını iletti. Hastanede doktorlarla görüştürülmeyen aile, daha sonra Y.’nin hastaneye geldiğinde kalbinin durmuş olduğunu ve cihaza bağlandığını öğrendi.

Azad Y. “Bize kalp krizi geçirdiği, iç organlarının iflas ettiği söylendi. Bir sağlık çalışanından fotoğraf geldi. Ferhan’ın hasta yatağında dudakları ve gözleri şişmiş haldeydi. Boynunda iz vardı. Aynı gün vefat etti” diye konuştu.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfikevleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada ise Ferhan Y.’nin “kalp durması” sebebiyle vefat ettiği ve idari soruşturma başlatıldığı belirtildi. Ancak Y.’nin basına yansıyan ölüm belgesinde ise ölüm nedeninin “bulaşıcı hastalık” olarak yazıldığı ortaya çıktı.

Aile ise şimdi suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.

“Karantina koğuşunda beyin kanaması geçirdi”

Geçtiğimiz günlerde bir başka ölüm haberi de Manisa Akhisar T Tipi Kapalı Cezaevi’nden geldi. Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi Eş Başkanı Avukat Welat Zeren’in verdiği bilgiye göre, siyasi nedenlerle 28 yıldır tutuklu bulunan ve 1,5 sene sonra tahliyesi beklenen Mehmet S., 29 Mart günü rahatsızlığı üzerine hastaneye kaldırıldı.

İddiaya göre, hastane dönüşü tek kişilik karantina koğuşuna bırakılan 63 yaşındaki Sevinç, 3 Nisan’da baygın halde bulundu ve bir kez daha hastaneye kaldırıldı. Avukat Zeren, S.’nin ölümünün ardından görüştükleri cezaevi yönetiminin “detaylı bilgiye sahip olmadıklarını ancak darp olayının yaşanmadığını, koğuşta kamera olmadığı için Sevinç’in nasıl baygınlık geçirdiğini” bilemediklerini söylediğini anlattı.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) aracılığıyla edinilen bilgiye göre ise hastane yetkilileri Mehmet S.’nin hipertansiyon atağına bağlı beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiğini iddia etti.

Ailesi suç duyurusunda bulunan mahkûmun ön otopsi raporunda ayrıntı olmadığını dile getiren avukatı ise otopsi raporunun sonucunu beklediklerini belirtti. Zeren, “Doğrudan darp olmasa bile ihmal olduğunu düşünüyoruz. Karantina koğuşlarındaki kötü koşullar ve kötü muamele nedeniyle mahkumlar artık hastaneye gitmek istemiyor” diye konuştu.

“İstediğin yere şikâyet et, hiçbir şey olmaz”

Ceza İnfaz Sistemi’nde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Koordinatörü Berivan Korkut da işkence ve kötü muamele karşısında siyasi mahkumlara kıyasla destek mekanizmalarına daha zor ulaşan ve bu nedenle yalnızlaşan adli mahkumlardan çok sayıda başvuru aldıklarını söylüyor. Ayrıca mahkûm ailelerinin endişesinin de her geçen gün büyüdüğünü dile getiriyor.

Korkut, “Şiddet sarmalından çıkamayacağını düşünenlerde kendilerine zarar vererek baskıyı engelleyebileceğini düşünme davranışı gelişiyor. Son dönemde hem kendine zarar verenlerin başvuruları hem de başvurulardaki şiddetin dozu arttı. Öyle ki şiddet, cezaevlerindeki gündelik hayatın parçası haline gelmiş durumda” diyor.

Korkut, adli ya da siyasi mahkûm fark etmeksizin başvurularda infaz koruma memurlarının “İstediğin yere şikâyet et, hiçbir şey olmaz” şeklinde sözlerine sıklıkla rastladıklarını belirtiyor. Berivan Korkut’a göre, cezaevi görevlileri ya da idarecilerinin işkence ya da kötü muamele nedeniyle cezalandırılmamaları şiddet vakalarını pekiştiriyor.

“İddia edildiği gibi kafa, kol kırığı şekilde yaralanan yok”

Şanlıurfa 2 No’lu T Tipi Cezaevi de Ekim 2021’de koğuş değişikliği sırasında işkence ve kötü muamele iddiaları ile gündeme gelmişti. Urfa Barosu İnsan Hakları Merkezi raporuna göre, 7 Ekim 2021 tarihinde çok sayıda gardiyan ve jandarma erkek koğuşlarında “Türkiye geneli uygulama nedeniyle yarım saat içinde koğuş değişikliği yapılacaktır” uyarısında bulundu. İddiaya göre, mahkumların uyarının yasal dayanağını sorması üzerine tartışma çıktı. Raporda, “Tutuklu ve hükümlüler, yazıyı görmeden koğuş değişikliğini yapmayacaklarını beyan etmeleri üzerine jandarma ve gardiyanların saldırısına maruz kaldıklarını, koridorlarda sürüklendiklerini ve darp edildiklerini beyan etmişlerdir” denildi.

Mahkumların iddiasına göre, revire giden yaralılar rapor tutulmadan koğuşlara geri gönderildi. Cezaevi müdürü ise baroya verdiği bilgide, “yapılan müdahalenin sadece koğuş boşaltmaya yönelik olduğunu, iddia edildiği kafa, kol, ayak kırığı olacak şekilde yaralanan hiçbir mahkûmun bulunmadığını” söyledi.

İddiayla ilgili devam eden bir soruşturma bulunmuyor.

“İdareler rapora rağmen darp olduğunu inkar edebiliyor”

Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı Avukat Gizem Miran da 2021’den bu yana çocuk cezaevleri de dahil olmak üzere merkeze gelen işkence ve kötü muamele başvurularının arttığını söylüyor.

“Mahpuslarla yaptığımız görüşmelerde vücutlarındaki darp izlerini kendi gözlerimizle görüyoruz. Suç duyurusunda bulunuyoruz ancak genelde kurum idarecilerinin yaklaşımı vakaları birer iftiradan ibaret görmek. Rapora rağmen inkar edebiliyorlar” diyor. Avukat Miran, kimi zaman darp raporu aldırmakta ya da mahkumların hastaneye sevkini sağlamakta zorlandıklarını da dile getiriyor. Suç duyurularının ise çoğunlukla cezasızlıkla sonuçlandığını belirtiyor.

Miran, “Ocak ayında Diyarbakır 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde koğuş değişikliği sırasında fiziksel saldırı yaşandı. Mahpuslar kalabalık bir infaz koruma memuru grubu ile süngerli odaya alındıklarını, yerlerde sürüklendiklerini anlattı. Şubat’ta suç duyurusunda bulunduk ama hala şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış bir kişi yok” şeklinde konuşuyor.

Burcu Karakaş, DW-Mitarbeiterin in Istanbul