Dersim, genel anlamda bir sır olmaktan çıktı

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, Dersim Tertelesi’ne ilişkin panel düzenlendi. Panelde 4 Mayıs 1937 Dersim Katliamı’na dair çıkan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile katliam sürecinde neler yaşandığına ilişkin anlatımlar ve belgesel gösterimi yapıldı.

Pirha Haber Ajansının haberine göre;

PSAKD Diyarbakır Şubesi’nde Dersim Tertelesi’ne ilişkin panel yapıldı. Siyasetçi Cemal Coşkun moderatörlüğünde yapılan panel Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşuyla başladı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Cemal Coşkun, şunları söyledi:

“Bugün Suriye’den gelen mültecilerin konumuna baktığımızda bunun izini 1937’de aramak gerekir. Çünkü o ırkçı, tekçi zihniyet, Türk ulus devleti içerisinde öteki kimliklere, mezheplere, inançlara, cinslere tahammül göstermeden eritme politikası temelinde hareket etti. Bütün ulus devletler karşıt yaratmadan kendilerini idame ettiremezler. Kendilerini güçlendiren bir şeydir. Türk ulus devletinde hakim olan yaklaşım Türk, Müslüman ve Hanifi mezhebine dayanıyor. Bunun dışında ulus devletin hiçbir renge tahammül göstermesi söz konusu değil. Tabii ulus devlet başka kimliklere tahammül göstermez çünkü ırkçıdır, tekçidir, cinsiyetçidir, milliyetçidir ve aynı zamanda da dincidir. Şimdi dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, ırkçı, tekçi olduğu bir yerde de farklı kültürlere, farklı inançlara tahammül gösterilmesi söz konusu değil. Dün ‘Cumhuriyet Halk Fırkası’ şeklinde hayata geçirilirken bugün de AK Parti ve MHP şahsında ülkemizde yaşamaktadır”

“ANADOLU TOPRAKLARI KANLA SULANDI”

Siyasetçi Cemal Coşkun’un konuşmasından sonra Dersim Katliamına ilişkin sinevizyon gösterimi yapıldı.

Yapılan gösterim ardından Yusuf Baran Beyi konuşma yaptı. Türkiye’de yaşanan kanlı olayların Dersim’le sınırlı olmadığını belirten Beyi, şunları söyledi:

“1915’te başlayan Ermeni katliamı, sonra Rum katliamı, sonra Êzîdîlere yönelik, sonra Süryanilere yönelik sonra Kürtlere yönelik, sonra Alevilere yönelik tüm bu yönelmelerde kan var. Kanla sonuçlanmış ve on binlerce insan öldürülmüştür. Bunun nedeni İttihat Terakki ile başlayan uluslaşma ve uluslaşmanın gereği olarak tek tip bir insan görünümü var etmek için yapılan katliamlardır. Nitekim öyle oldu. Hem Mezopotamya hem de Anadolu toprakları kanla sulandı bu yaklaşımlardan dolayı, bu katliamlardan dolayı…”

 

Panelde ayrıca Yusuf Baran Beyi’nin kaleme aldığı Dersim38 Katliam ve Sürgün tanıklıklarının anlatıldığı “Süngü ve Yara” kitabındaki raporlara ve anlatımlara da yer verildi. Beyi, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Her türlü hazırlık yapılmış. Dersim’i vurmak için öncelikle bölgede silah toplatılıyor. Silah meselesini ilkin Ayşe Hür’ün yazdıklarından okuyalım;

‘Elazığ’da İstiklal Mahkemesi kuruldu. 1936 yılında adli kayıtlara geçen 3.700 suçludan silahlarını teslim etmesi istendi. Bunlardan 2 bin kişi silahlarını teslim etti. Ancak Alpdoğan bununla tatmin olmadı. Tedbirleri giderek arttırdı. Sonra Dersim açık bir hava hapishanesine döndü. Osmanlı en sıkışık döneminde Rus harbi sırasında Dersimlilere dehalet ettiği bilinmektedir. Bu nedenle Dersimliler’de hayli silah olduğu da bir gerçekti. Devletin öncelikle bu silahları mutlak surette toplatması gerekiyordu. Bu nedenden dolayı yerini, yurdunu bildikleri aşiret reislerinin toplayıp Elazığ’a, Abdullah Paşa’nın huzuruna çıkarıyorlar. ‘Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım. Hiç askere alınmadınız. Bu yüzden size zor gelir belki. Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. Başka yerlerde bu 24, 36 ve 48 aydır. Ayrıca köprü ve yol da yapacağız. Ancak sizler de silahlarınızı vereceksiniz’ diyen Alpdoğan’ın bu sözlerine karşı bazılarına ne diyeceklerini bilemediler.

Belgelerle konuya açıklık getirelim. Dersim Tertelesi kararı altında başta Mustafa Kemal olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Cumhuriyet yönetiminde yer alan bakanların, paşalarının tümünün sorumlulukları ve imzaları vardır. Evet, gerçekten Dersim’de isyan oldu mu? O zaman üst akıl dediğiniz sistemin aktörlerinin Dersim’e dair söylediklerine bir göz atalım. Mustafa Kemal’e 1936’da yaptığı şu açıklama 1937 yılında başlayacak katliamın adeta habercisidir. İçişlerimizde en önemli en önemli bir safha varsa o da Dersim sorunudur. İçte bulunan iş bu yarayı bu korkunç çıbanı temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işe her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararın alınması için hükümete tam ve geniş yetkiler verilmektedir.

Cumhuriyet hükümetinin ikinci adamı olarak yer alan İsmet İnönü adeta ‘ön teker nereden giderse, arka teker oradan gider’ misali reisin izinden gitmektedir. 1930 yılında Sivas demiryolunun açılışını yapan Başbakan İsmet İnönü, nasıl bir ulus inşa edeceklerini şöyle açıklıyor. ‘Sadece Türk milleti bu ülkede etnik ya da ırki bir takım haklar isteyebilir. Başka hiçbir kişinin buna hakkı yoktur’ Görüldüğü gibi Dersim Katliamının failleri tanık sıfatıyla hiçbir itiraza ve yoruma yer bırakmadan net olarak ırkçı düşüncelerini ortaya koymaktan geri kalmıyorlar.

Dersim olayı genel anlamda bir sır olmaktan çıktı. Çünkü yakın bir tarih. Bu yakın tarihini halen bu kadar bilmemek imkansız. Bilinmiyorsa bunun nedeni karşı tarafın sürekli olarak kirli bilgi yaydıkları için, Dersim Katliamını bulanıklaştırdığı için insanlar bir algı bulanıklığı yaşıyor. Bunu düzeltmek için de Dersim tarihi ve katliamı konusunda herkesin aydınlanması lazım. Dersim’de çok korkunç bir uygulama yapılmıştır. Dersim’de uygulanan katliam ölüm, katliam, olayı başka coğrafyalarda sonradan Suriye’de olan IŞİD’in uyguladığı olaylardan farksız bir uygulama olmadığını kanaat getirdim. Şimdi ateşte yakma, toplu olarak kurşuna dizme, suda boğma, uçurumlardan aşağı atma, insanları kucak kucağa, erkekleri birbirine bir şeritle sardıktan sonra ters yönde iki hayvan (at) vurarak kaburgalarını kırmak suretiyle öldürüyorlar. Sonra uluslararası karşı çıkılması gereken bir uygulama da Sabiha Gökçen’in zehirli gaz kullanması. Bu zehirli gazın kullanılması da Almanlardan alınıyor ve ilk olarak Dersim’de deneniyor. Mağaralara sığınan dağda, taşta kendisini saklayan insanlar bu zehirli gazlardan dolayı dağ bayır öldükleri ve cesetlerinin görüldüğü de apaçık bir olay. Fakat uluslararası milletler nedense bu olaya pek dikkat etmiyor, üzerinde durdukları da yok”

Soru cevap şeklinde devam eden panel ardından Yazar Yusuf Baran Beyi, Dersim38 Katliam ve Sürgün tanıklıklarının anlatıldığı ‘Süngü ve Yara’ isimli kitabını imzaladı. Program, müzik dinletisiyle son buldu.