Diken Gazetesi Yazarı Dağhan Irak;İmamoğlu’nu başarıya ulaştıran, herkesi kapsayan, sahte değil organik, yeni ve farklı şeyler söyleyebilen bir uzlaşı adayı olmasıydı.

Diken Gazetesi Yazarı Dağhan Irak,Ekrem İmamoğlu’nun gündem olan yandaş gazetecilerle verdiği fotoğrafı değerlendirdi.

Dağhan Irak yazısında,Malumunuz, birkaç gündür Ekrem İmamoğlu’nun Rize’de neredeyse tamamı merkez medyadan çıkma, bir kısmı ise o medyanın en yandaş tarafından çark etmiş birtakım ekran yüzü-konuşan kafa gazeteciyle Tayyip Erdoğan’ın meşhur uçak fotoğraflarına benzeyen bir otobüs fotoğrafı çektirmesini konuşuyoruz.

Bu köşede siyasal iletişim çok konuştuğumuz bir konu, yani tam da çalıştığımız yerden geldi,yorumuna yer vedi.

Yazıda öne çıkan bölümler..

Öncelikle akut olandan başlayalım, sonra kronik olandan devam edelim.

Akut kriz, verilen fotoğraf. Fotoğrafta herkesin canını çok sıkan isimler var; 28 Şubat’ın akreditasyon uygulamalarını Erdoğan adına devam ettirmiş Akif Beki ya da herkesin favori nefret objesi Nagehan Alçı gibi. Bence bu isimlerin sevimsizliği kadar, Doğan medyasının eski ‘kadrolu muhalif’i İsmail Saymaz ve vaktinde medyanın çivisini neredeyse tek başına çıkararak bugünlerin yolunu yapan Ertuğrul Özkök’ün birbirleri ve diğerleriyle hiçbir rahatsızlık duymadan neşe içinde bulunması da tartışılmalı. Demem o ki o fotoğrafı yalnızca Beki ve Alçı’ya bakarak okuyorsanız yanlış okuyorsunuz. O fotoğraf, bir ‘Oooo herkesler toplanmış gelmiş’ fotoğrafı. Bu neden önemli, meselenin kronik kısmını analiz ederken açıklayacağım. Ama anahtar kelime ‘herkes’, zaten İmamoğlu da fotoğrafı savunurken ‘herkese ulaşma amacı’ndan bahsediyor.

Madem öyle, gelelim işin kronikleşen kısmına… Baştan alalım, İmamoğlu’nun tâ Beylikdüzü zamanlarından.

İmamoğlu’nun siyasi kariyerine bakınca onu başarıya ulaştıran iki nokta var. Birincisi, parti politikalarına ve siyasi konjonktüre bağlı kalmadan ana akım siyaset için yeni ve farklı şeyler söyleyebilme yeteneği. İkincisi de sahada herkesi birebir etkileyebilmesi ve sahaya ayırdığı zaman/enerji.

Bu iki nokta, onu Türkiye’nin sahte siyaset dili içinde öne çıkardı, deyim yerindeyse ‘hormonlu politikacılar’ içinde ‘organik politikacı’ olarak. ‘Organik’i de anahtar kelimeler listesine alalım.

İmamoğlu’nun İstanbul seçimlerindeki başarısı da yine ‘organik siyaset’in ürünü. İkinci İstanbul seçimlerinin sonuçlarına baktığımızda, hem Fatih’in hem Harbiye’nin kültürel evreninde kabul görmüş, Esenyurt’taki Kürtler ve Bayrampaşa’daki Boşnaklarda aynı coşkuyu yaratabilmiş bir başarıdan bahsediyoruz. Bu azbuz bir şey değil, yalnızca AKP’nin ilk seçimi gasp etmiş olmasıyla ya da başarılı iletişim kampanyasıyla açıklanabilir bir şey de değil. Daha ziyade İstanbul halkının ‘yeni ve farklı’da umut bulmasıyla alâkalı. ‘Yeni ve farklı’ da size zahmet listeye…

İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığına ‘bir uzlaşı adayı’ olarak geldi. Herkesin kendini dahil edilmiş hissedebileceği, dışlamayan, yok saymayan, herkese nazar boncuğu dağıtıp herkesi bir arada yaşatan bir siyasi anlayışın tezahürü olarak.

Bu anlayışı İmamoğlu’nun yarattığını söylemek saçma olur, o anlayışın yaratıldığı yer ve zaman, 2013 Gezi Parkı. Türkiye’de kurumsal siyasetin o günden beri gördüğü iki başarılı seçim kampanyası var; biri 2015 Haziran seçimlerinde HDP, diğeri ise 2019 İstanbul seçimlerinde İmamoğlu. İki kampanya da Gezi’nin Türkiye demokrasisine önerdiği toplumsal sözleşmenin üzerine bina edildi. Dileyen olursa iki kampanyanın görsellerini, sloganlarını tek tek çözümleyerek Gezi’nin izlerini birebir anlatabilirim, ama bu yazı için fazla teferruatlı olur. Netice itibarıyla İmamoğlu, tıpkı Gezi’nin farklı toplum kesimlerini uzlaşılmış bir ortak hayalle bir araya getirmesi gibi, farklı bir demokrasi isteyen insanların uzlaşı projesi olarak seçildi.