Kasabalı Zihniyet İle Aydın Çatışması

 

Kasabalı Zihniyet İle Aydın Çatışması

Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kaybı ile başlayan gerileme devri, Batı aydınlanma düşüncesinin yarattığı zihinsel dönüşümü ile başladı. Fransa Devriminin imparatorlukların dağılmasına neden olan ulusal bilinçlenme fikri, Osmanlı’da kültür, siyaset ve bilim alanında yeni bir münevver, yani aydın kitle yarattı.

Aydınlanma 17.Yüzyıl Avrupa düşüncesinde insanın din ve geleneklerden ayrılarak kendi aklıyla hayatı anlama ve yorumlama çabasını ifade eder. Aydınlanma aynı zamanda skolastik akla karşı bir meydan okumadır.

Osmanlı Saray ve Padişahları bir taraftan gerilemenin çarelerini Batı’da ararken, diğer taraftan da otoriter yapılanmanın imparatorluk içinde filizlenen ve yukarıda sözünü ettiğimiz düşünde değişimi ile sarsılacağını biliyorlardı. İlahi kudret yerine aklın gücü ile dünyanın kurtarılacağına inanan düşünce akımı Osmanlı aristokrasisinde hissedilmeye başlanmıştı. Bu nedenle yeni yeni ortaya çıkan bu aydın kesimini izlemekten geri kalmadı.

Eski rejimlere karşı tehlikeli olan Aydınlanma sadece Osmanlı’da değildi elbette.1764 yılında Habsburg ordusunda Aydınlanma yazarlarının kitapları da dâhil tehlikeli yazarların eserlerinin yasaklanması tarihin hafızasında kalan önemli bir olaydır.

Batı Aydınlanmasının ilk taşıyıcıları Rumlar olmasına rağmen, Osmanlı hanedanının aydınları kontrol etmesi yerli olanlardan başlandı. Muhtemelen şu gerçeği fark etmişlerdi, Aydınlanma düşüncesinin edebiyat, yayın ve siyasi alanlara taşınmasıyla durum tehlikeli olmaya başlayacaktı.

Tanzimat sonrası ortaya çıkan Jön Türk hareketi Osmanlı’nın ilk aydınlanma hareketi olmasının yanında, aynı zamanda geleneksel Osmanlı rejimi ile karşı karşıya gelmiş ilk kurumsal aydın hareketidir. Fransız Devriminin etkisiyle başlayan düşünsel değişimi askeri ve bürokrasinin yeniden yapılanması için bir çare olarak gören Osmanlı yöneticileri, bir taraftan da münevver dedikleri bu kesimi rahat bırakmadılar. İlk Osmanlı Aydınları olan Jön Türkler sürgüne gönderildi.

Tanzimat Fermanı ile başlayan, Meşrutiyet ile devam eden demokrasi tarihimizde, Cumhuriyete kadar olan zaman diliminde ilerleme yanlıları ile Osmanlı’nın çatışması Abdülhamit’in istibdat rejiminde de artarak devam etti.

Osmanlı’nın münevver kesim ile olan mücadelesi ancak Cumhuriyetin kurucu kadrosu kabul edilen İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından durdurulabildi.

Cumhuriyet kurulduktan sonra da korumacı ulus refleksi nedeniyle otorite-aydın çatışması devam etti. Toplumsal hafızamızın en belirgin öznesi dünya şairimiz Nazım Hikmet’e yapılan baskılardır. CHP’nin tek parti iktidarında Nazım Hikmet yurdundan sürgün edilmiş en önemli aydınlarımızdandır.

Cumhuriyet ile başlayan aydın otorite çatışması çok partili sisteme geçildikten sonra, iktidara gelen DP ile beraber sağ iktidarların militarist ve siyasal İslamcı politikalarıyla yeni bir döneme girdi.

DP ile başlayan bu dönemi bir bakıma yeni tip siyasal İslamcı muhafazakâr ve aydın çatışmasının miladi olarak tanımlamak mümkün.

İlber Ortay’lı bu siyasal İslamcı muhafazakâr yapıya haklı olarak kasabalı zihniyet tanımlaması yaptı ki bence de çok doğru bir tanımlamadır.

Buradaki kasabalı tanımı elbette taşralı kesimini hor görme meselesi değildir. Şehirli, siyasi iktidar tarafından beslenen bir lümpen oluşumundan söz edilmektedir.

 

Kazım Aldoğan