Murathan Mungan 67 Yaşında

 

“Mevsimin suçu yok, yokluğun soğuk! Yokluğunda her sabah bozuk bir ‘Günaydın’ atıyorum çocukluğumdan kalma kumbarama. Geldiğinde sana güzel bir ‘Hoş geldin’ almayı plânlıyorum…” demiş ya hani…

Ya “Kırılgan şiiri:

“Kırılgan bir çocuğum ben!
Yüreğim cam kırığı.
Bütün duygulardan önce öğrendim ayrılığı…

Saldırgan diyorlar bana,
Oysa kırılganım ben!
Gözyaşlarım mücevher; saklıyorum herkesten…

Ürküyorlar gözümdeki ateşten,
Ürküyorlar dilimdeki zehirden,
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen, gözü kara cesaretimden…

Diyorlar:
Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu!
Oysa böyle yapmasam ben,
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?

Bir yanım çılgın nar ağacı,
Bir yanım buz sarayı…”

Ya da Atilla ÖZDEMİROĞLU’nun bestelediği, hepimizin bir zaman diline pelesenk olmuş bir Sezen AKSU şarkısındaki dizeleri:

“Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken;
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden…

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken;
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden…

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken;
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden…

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden;
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden…

Şimdi ay usul, yıldızlar eski!
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden.
Geçen geçti,
Geçen geçti;
Geceyi söndür kalbim,
Geceler de gençlik gibi eskidendi ,
Şimdi uykusuzluk vakti…”

Evet dostlar, doğru bildiniz! Gün, Murathan MUNGAN. Murathan MUNGAN, 67 yaşında…

***

21 Nisan 1955’te, İstanbul’da dünyaya geldi Murathan MUNGAN. Mardinli bir ailenin çocuğu…

Avukat İsmail’den olur, Habibe’den doğar. İlk çocuğudur ya MUNGAN’ların. İlk, orta ve lise yılları Mardin’de geçer. 1972 yılında Mardin Lisesi’nden mezun olur. Ve aynı yıl yüksek tahsilini yapmak üzere Ankara’ya gider. Gidiş o gidiş. Bir daha da dönemez memleketine, Mardin’ine…

Ama eserlerine hep yansıtır Mardin’i, içinden içinden hep yaşatır…

Lisans ve yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde tamamladıktan sonra başladığı doktora çalışmasını yarım bırakır. Ankara Devlet Tiyatroları’nda altı yıl, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda üç yıl dramaturg olarak çalışır…

Gazete ve dergilerdeki ilk yazılarını 1975’te yayımlayan MUNGAN; yazı hayatı boyunca şiir, öykü, roman, deneme, tiyatro oyunu, sinema yazısı, senaryo, masal ve şarkı sözü gibi farklı türlere ait eserler vermiş ve halen üretmeye devam etmektedir…

1980 yılında, ‘Mezopotamya Üçlemesi’ adlı oyun üçlemesinin ilki olan ‘Mahmut ile Yezida’ adlı ilk kitabını yayımlar. Bu oyun, Türkiye İş Bankası’nın açtığı yarışmada ikincilik ödülü alır…

Sahnelenen ilk oyunu Orhan Veli’nin şiirlerinden kurgulayarak oyunlaştırdığı ‘Bir Garip Orhan Veli’dir. 1981’de ilk defa sahnelenen bu oyun, 1993’te kitap olarak da basılmıştır…

1981 yılında yazdığı ‘Sahtiyan’ adlı şiiri ile ‘Gösteri’ dergisinin düzenlediği 1981 Şiir Yarışması’nda birincilik ödülü alır…

1984 yılında çıkardığı ‘Metal’ adlı şiir kitabıyla, şiir otoritelerinin ilgisini çekmiş ve 1980 kuşağının en çok okunan, tanınan şairleri arasında ilk sıralarda yer almıştır…

‘Mezopotamya Üçlemesi’nin ikinci kitabı olan ‘Taziye’ adlı oyun 1984 yılında sahnelenir. Ve bu eseriyle Ankara Sanat Kurumu tarafından, yılın en iyi oyun yazarı seçilir…

1985 yılında İstanbul’a taşınır…

1987’de günlük gazete olarak yayımlanan Söz gazetesinde, ‘Kültür-Sanat Sayfası’ editörlüğü yapmaya başlar. Aynı yıl, ‘Hedda Gabler Adlı Bir Kadın’ adlı öyküsü ile Haldun Taner Öykü Ödülü’nü Nedim GÜRSEL ile birlikte alır…

1995 yılında, yani 40 yaşına bastığında; ‘Murathan’95’ adını verdiği, çeşitli edebiyat dallarını bir arada sunduğu bir derleme kitabı çıkarır…

Buna benzer bir çalışmayı tam 10 yıl sonra, 2005 yılında, yani 50 yaşına bastığında tekrarlar. ‘50 Parça’ adını verdiği bu kitabı yine hikâye, şiir, deneme, oyun gibi farklı edebi türden parçaları bir araya getirdiği bir çalışmadır…

Yazıları, şiirleri ve kimi kitapları bugüne kadar; İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İsveççe, Norveççe, Yunanca, Fince, Boşnakça, Bulgarca, Farsça, Kürtçe ve Flamancaya çevrilerek çeşitli dergi, gazete ve antolojilerde yayımlanmıştır…

2012 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazar, Türk edebiyatında eşcinsel söylemin önde gelenlerindendir…

Şiirlerini genellikle Yeni Türkü grubu besteleyerek seslendirmiştir. Aynı zamanda Sezen AKSU başta olmak üzere, Ajda PEKKAN, Nükhet DURU, Mor ve Ötesi, Hümeyra gibi sanatçılar da Murathan MUNGAN’ın güftelerini yorumlamıştır…

Yazarın, bir tanesi filme alınan üç tane de film senaryosu vardır. ‘Dağınık Yatak’ adlı senaryosu, 1984’te Atıf YILMAZ tarafından filme alınmıştır. ‘Dört Kişilik Bahçe’ ve ‘Başkasının Hayatı’ adlı senaryoları henüz filme alınmamışsa da; bu 3 farklı senaryo, 1997 yılında 3 ayrı kitap olarak yayımlanmıştır…

‘Dört Kişilik Bahçe’ ve ‘Ölümburnu’ adlı senaryoları; TRT Ankara Radyosu’nca, radyo oyunu olarak seslendirilmiştir…

***

“Gelmediniz, ben hep sizi bekledim!
Eksilen yanlarımla, sizden saklı eskidim…

Her şeyden önce aşk, verilmiş bir sözdü benim için.
Gün, ay, saat, hafta; takvim işi zaman yani.
Aldıkça dönemeçleri değişmedi hiçbir şey,
Yalnızca ufuklar yeniledim…

Kaç aşktan oluşmuş bir şeydi aşk!
Her sevgiliyle biraz daha,
Biraz daha sizden saklı eskidim…”

“Geçtiğimiz yollarla kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü, kendilerini tekrar tekrar hatırlatmalarıdır…” diyor bir yazısında Murathan MUNGAN. Ve ekliyor ardından:

“Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir, o zihnimize yerleşen tekrar tekrar hatırladığımız şeyler. Yoklukları, hayatımızdaki varlıkları haline gelir. Hep, ama hep hatırlarız. Ne biçim kaybetmek bu?”

Kendini ise şöyle anlatır: “Kimini hayâl kırıklığı büyütür, beni de kıskanılmak büyüttü. Takmayacaksın, takarsan daha çok üstüne gelirler. Yürüyüp geçeceksin, hep yürüyüp geçeceksin. Ben öyle yaptım. Hep yürüdüm. Herkesin, her şeyi anlamasını bekleyemezsin. Sen yürüyüp gideceksin. Anlayan anlayacak, anlamayan anlamayacak; dünyanın hepsine yetişemezsin ki! Ki; ben, iyi yürürüm…”

Yazma serüvenini ve tutkusunu ise şöyle:

“Yazmak istememin birçok nedeni vardır: Kayıt düşmek için, ödeşmek için, bağışlamak için, kendi gerçeklerinizi aktarmak için, yaşadıklarınızdan yeni bir hayat yapmak için. Bunları çoğaltabilirsiniz…

Yazı yazan birinin ilk malzemesi kendisidir. Onca kurmaca metinden sonra, günün birinde sıra kendisinin dökümüne gelir. Önemli olan, bunları yazmanın zamanı ve nasıl bir üslupla dile getireceğinizdir. Öncelikle hem yazanın, hem anıların olgunlaşması gerekir…

Yazmak, ham kalmış insanların işi değildir. Böyle de yapanlar var elbet, ama bunların yazdıkları benim okuyacağım cinsten kitaplar değil. Yazan kişi, en başta kendi terâpisini yapmayı başarmış biri olmalıdır bence…

Kendi kazısını okura yaptırmaz yazar. Asıl önemlisi; yazmak, özel bir ahlâk ve cesaret gerektirir. Gözetilmesi gereken birçok etik kural vardır. Sahiden yazamıyorsanız, hiç yazmazsınız olur biter. İnsan kendisine söylediği yalanlara başkalarını ortak etmek için yazmaz. Kendini yazıyla savunamayacak insanlar hakkında söz alırken de özellikle dikkatli olmak gerekir. Kendisine zalim olamayan insanların, kitaplarında başkalarını hırpalamalarını ise adil bulmam…

Beni ben yapan anılarımın ve yaşanmışlıklarımın, beni hiç tanımayanlar tarafından bir roman gibi okunmasını isterim. Başımızdan geçenleri başkalarının başlarına paylaştıramıyorsak, elaleme ne bizim yaşadıklarımızdan?

Bir kitap, gücünü, sahip olduğu yaşanmışlıkların ya da yarım kalmışlıklarının değeri kadar; onları edebiyatın içinden geçirebilme hünerinden de alır. Örneğin, ‘Paranın Cinleri’ bazı yabancı dillere çevriliyor. Edebi bir değeri olmasa, elin yabancısına ne benim yaşadıklarımdan?

Bir kitap her şeyi almaz. Kendince bir soluğu vardır. Bittiğinde yeni bir kitaba yer açar. Kalanlar, ikinci kitabın harcını oluşturur. Dahası, Paranın Cinleri’nden sonra bana şimdilerde ‘Harita Metod Defteri’ni yazdıran şey, kendi hayatımda vardığım bir noktaydı…

Annemi, babamı affettim. Artık yazabilirdim. Kitap, öncelikle bir formdur. Bunun seçimine yazar karar verir. Çoğu kez yayınevi editörleri, meslekten kalem erbabı olmayan kişilere anılarını yazarken bir yöntem önerirler. Bence doğrusu da budur…

İnsan zaten unutmadıklarını yazar. Kendinde iz bırakanları, yara açanları, yıllar yılı içinde taşıdıklarını. Dilinin altında beklettiklerini…

Eğer yazdığınız şeye “anı” diyorsanız, elbette gerçeklere sadık kalacaksınız. Kurmacaya, süslemeye yer vermek istiyorsanız, edebiyatın diğer türleri ne güne duruyor? Ama herkesin gerçeği farklıdır diyorsanız, anılarımı yazmakta olduğum kitabın adını hatırlatırım: Ben Böyle Hatırlıyorum…”

***

“Senelerce, senelerce evveldi!
Bir deniz ülkesinde… ve belki de,
Birbirine aktardığım defterlerin hepsinde,
Bu şiir vardı…

Senelerce, senelerce evveldi!
Biz seninle orada, o deniz ülkesinde tanıştık…

Uzak denizler, uzak yakınlıklar içinde;
Bir Kadırgada, iki korsan…

Tarih, yarın, ütopya dolu sandıklar arasında;
Birbirimizi, yaralarından tanıdık!
Biz ki; dışı korsan, içi iç denizlerde yaşayan çocuklardık…”

Biz seni çok sevdik Murathan MUNGAN. Biz seninle ve şiirlerinle, eserlerinle; yani birbirimizle, ne güzel şeyler paylaştık…

67. yaşın kutlu olsun Murathan MUNGAN… Nice nice yıllara, nice nice şiirli, olabildiğince imgeli-ışıltılı zamanlarına, şair tezgâhlarında eksiğinden bozdurulmayan nice güzel yaşanmışlıklarına, paylaşımlarına…

Darısı, 68. yaşına…