Muzaffer (İlhan) Erdost

Aslında; iki güzel yürek, iki Şair, iki kardeş. Muzaffer ERDOST ve İlhan ERDOST. Tokat Artovalı kardeşlerden Muzaffer olanı, 12 yaş büyüğü İlhan’ın…

12 Eylül 1980, Evren faşizmi… ERDOST’ları Mamak’ta işkenceye alıyorlar. Suçları, fikirleri…

Muzaffer ERDOST kurtuluyor da ömür boyu izlerini taşıdığı, bu ağır işkencelerden; kardeşi İlhan ERDOST’un hassas yüreğinin yansıması, narin bedenine ağır geliyor…

İşkence odalarında ölüyor İlhan ERDOST…

Bu durum da; o andan itibaren, ömür boyu ağır geliyor ağabey Muzaffer ERDOST’a…

Zalime inat mücadelesine devam ediyor; yaşıyor ve kötüye-kötülüklere, özgürlüklere müdahale edenlerle mücadele ediyor, edebildiğince…

Özgürlüğe, Şiir’e ve insana, insanlığa hizmet ediyor; ömrünün sonuna kadar, sol yanıyla, elinden geldiğince…

Kardeşinin ölümüyle ömür boyu hasretini taşıyor da; ismini de, ismine ekliyor. Muzaffer İlhan ERDOST…

Muzaffer İlhan ERDOST öldü bugün dostlar…

2 yıl önce bugün, 25 Şubat 2020’de…

Bu gördüğünüz fotoğraf da, son fotoğrafı… Günlerden; 22 Şubat 2020, Cumartesi…

Deniz’lerin Şekibe ablasına, son görevi. Kuş olup göğe çıkmasından, üç gün öncesi. Ankara, Karşıyaka Camii…

*****

Buyurun dostlar; Yazar Erdal ATICI’nın kaleminden, Muzaffer ağabeyi:

“Sabah kalkıyorum! Kalkıyorum ve pencereye koşuyorum. Her sabah yaparım bunu…

Pencereden uzaklara; gökyüzüne, yeryüzüne, ağaçlara, yüksek binalara uzun uzun bakarım…

Gökyüzünde bir kuş gördüğüm zaman, içime bir sevinç yayılır; “Oohhh yaşıyorum!” derim içimden…

Sonra Ege’deki, balıkçı kasabalarını düşünürüm…

Bir de; dalgalar arasından, balık ölüleri arayan martıları. Kuş uçmaz kervan geçmez kasabaları; bu kasabalarda, sımsıcak ekmekler satan fırınları…

Sonra şehirlerarası yolların; en ıssız dağ başlarında açılmış, sabahçı kahvelerini. Sabahçı kahvelerindeki; henüz ocaktan çıkmış, cümle sabahçıya dağıtılan buğulu sabah çaylarını…

Sonra; acıya düşmüş sevdaları, buz kesmiş acıları. Toprağa düşmüş ölü zamanları bir de. Mezar taşlarına yazılmış, koca koca ömürleri. Zamana yenilmiş avlu kapılarını, kapılardaki paslı çıngırakları…

Kapı zillerini; bizim Mergenli köyünde zamana yenik düşmüş deve çanlarını, kıl yaygıları. Mor cepkenler içinden solup gitmiş gelinleri, sararmış fotoğraflarda kalan damatları…

Kısacası gidenler gelir aklıma, uğurlamaya hazırladıklarımız…

“Annemi kaybettik” diye mesaj atmış Serpil Abla…

Şekibe abla, yıldızlara taşınmış sabaha karşı. Buyurun, içimizde kapanmayacak bir boşluk daha…

Yakın zamanda ne kadar büyük boşluklar oluştu içimizde. Son yolculuğuna katılmalıyım. Denizlerin Şekibe ablasının. Cenazeye yetişmeliyim. Karşıyaka, Ankara’nın bir ucunda…

Yağmur, kar, rüzgâr; gökyüzü karmakarışık…

Cami avlusunda tanıdık dostlar ve yüzlerinde derin hüzünler dolaşıyor. En az yetmiş yılı bu halka adanmış, 99 yaşındaydı Şekibe abla…

Acılar çekmiş, bedeller ödemiş…

Avludakilerin çoğu hapishaneden dostlar. Yan yana, beraber ıslanılmış yollarda; omuz omuza mücadele edenler, hepsi bir arada…

Muzaffer İlhan ERDOST…

Muzaffer ağabey…

Şekibe ablanın tabutunun başına oturmuş. Hüzünle izliyor dava arkadaşını. Mamak geliyor gözlerinin önüne. İlhan’ın katledildiğinin haber verildiği o uğursuz sabah belki…

Belki, Deniz’lerin asıldığı gün…

Belki de, mitinglerden bir an geliyor aklına…

Göz göze geliyoruz. Gülümseyerek bakıyor bana. Bu bakış üzerine gidip elini tutuyorum, “Başımız sağ olsun Muzaffer ağabey” diyorum…

Sonra söylenecek bir tek kelime bulamayıp, cemaatin yanına geçiyorum. Cenaze namazında yanıma geliyor, Ali Rıza Bey’in kolunda…

Güçlükle ayakta duruyor. Ama ısrarlara rağmen, getirilen tabureye oturmuyor. Arada bir kolunu tutuyoruz. Namaz bitiyor. Oğuz ağabeyin arabasına kadar, Ali Rıza Bey’le koluna girip götürüyoruz…

Oğuz ağabey arabasına biniyor ve mezarlığa gidiyorlar. Akşam karanlığı çökmek üzere. Mezarlıkta Şekibe ablanın başındayız. Yağmur yağıyor. Muzaffer ağabey yapıyor son konuşmayı. Dostlarının yanına uğurluyor Şekibe ablayı…

Belki; avukatı, dava arkadaşı, yoldaşı Halit ağabeye selam gönderiyor. Belki; 12 Eylül cuntasının, döverek katlettiği kardeşi İlhan’a. Belki de, yola çıkma hazırlıkları yaptığını mırıldanıyor arkadaşına…

Bilemem…

Şunu biliyorum ama… Şekibe abladan üç gün sonra; 25 Şubat 2020’de. Bu sefer Muzaffer ağabeyi de…

Bu sefer; Muzaffer ağabeyi alıp götürüyor, ecel. Son fotoğrafı, son fotoğrafımız bu. Şekibe ablanın cenazesinde, cami avlusunda…

Koca koca yapıtlar ve koca bir mücadele tarihi bıraktı bize. Işıklar içinde uyu Muzaffer ağabey…”

*****

İki yıl önce bugün… Bir koca yürek, bir koca Şair, bir koca insan ayrıldı aramızdan. Kuş olup uçtu gökyüzüne, karıştı yıldızlara…

Bizi izliyor ve kanat çırpıyor şimdi semâlarda…

Anısına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…