Politikyol haber yazarı Gürkan Çakıroğlu’dan ”muhalefete açık mektup”

Politikyol haber yazarı Gürkan Çakıroğlu bugünkü yazısında ”muhalefete açık mektup”başlığı ile bir yazı kaleme aldı.

Çakıroğlu yazısına;Rejime meydan okuyacak irade ve cesareti gösteremediniz, bari iktidar ile görüşmeyi deneyin. Zira iktidar ile anlaşıp çığırından çıkan rejimi dizginlemek, rejim ile anlaşıp iktidara gelmekten evladır,girişiyle başladı.

Yazının devamı şöyle;

Erdoğan’ı devirmenize gerek yok, o çoktan yıkıldı. Onun ‘Yeni Türkiye’ dediği, eskinin posasından başka bir şey değil. Vaat ettiği her şey çöktü, temsil ettiğini iddia ettiği her şeyi çürüttü. İktidarda olması muktedir olduğu anlamına gelmiyor. Kendisine oy verenler dahi gelecek hayali kuramıyor.

Bu topraklarda iktidar ile rejim arasında az ya da çok her zaman bir mesafe olmuştur. Kör topal da olsa eskiye dair bir demokrasiden bahsedebiliyorsak kaynağı budur. Erdoğan bu mesafeyi yok etti ve halkın emaneti olan iradeyi kendi menfaati uğruna rejime ciroladı. Böylece iktidar ile rejim simbiyotik bir ilişki ile tam olarak iç içe geçti, demokrasi sandığa hapsedildi.

Adaletsizlik karşısında söz söylese sabah evinin basılacağını, hak aramak için sokağa çıksa polis tarafından darp edileceğini veya bekçi ile münakaşaya girse beyanının esas alınmayacağını biliyor yurttaş. Daha da kötüsü bunların olması durumunda hakkını arayacağı bir mahkeme kapısı bulamayacağının farkında. Zulüm rutine dönüştüğü an içine kapanıyor insanlar, öncelikleri ailelerini korumak, mevcudu muhafaza etmek ve hayata tutunmaya çalışmak oluyor. Kimsenin onlara sitem etmeye hakkı yok. Daha kötüsünden korkuyorlar. Toprakların hafızası gelenin gideni arattığını fısıldıyor kulaklarına. Nasıl ki CHP seçmeni uzun yıllar süren başarısızlığa rağmen partisinden vazgeçmediyse aynı refleks ile AKP seçmeni de vazgeçmiyor veya geçmekte zorlanıyor. Çünkü halka yeni bir Türkiye tahayyülü sunamıyorsunuz.

Millet iktidardan korkuyor ama sizlere de güvenmiyor. Birçok şeyleri ayrı ayrı biliyor ve temsil ediyorsunuz lakin onları bir araya getiremiyorsunuz. Zenginliğimiz olan farklılıklarımızı işleyemediniz, onlardan bu topraklara ait bir senfoni yaratamadınız. Halk bunu görüyor.

Bunca zaman geçti onca iktidar gördü bu millet, her gelen kendi zümresinden bir avucu zengin edip milyonlarca yurttaşı sömürdü, fukara hep aynı fukara. Bu değişecek mi mesela?

İktidar değişirse her şey çok güzel mi olacak gerçekten? Ne değişecek mesela? Türkün endişesi giderilecek, Kürdün haysiyetine el uzatılmayacak, Alevi inancını rahatça yaşayabilecek mi? Adil ve eşit bir nizam inşa edilecek mi? Bunca zaman geçti onca iktidar gördü bu millet, her gelen kendi zümresinden bir avucu zengin edip milyonlarca yurttaşı sömürdü, fukara hep aynı fukara. Bu değişecek mi mesela? Yoksa değişen düzen değil de çeşmenin başını tutan el mi olacak?

Asra merdiven dayayan iç hesaplaşmalardan, kırılmalardan ve kutuplaşmadan yorgun bu millet. Bunları aşacak bir dil arıyor. Yeni hayal kırıklıklarına mecali yok. Eğer rejimle anlaşarak iktidara gelmekse gayeniz, en nihayetinde hiç istemediğiniz işler yapacak ve daha da kötüsü buna ne kadar yatkın olduğunuzu göreceksiniz. Tıpkı bugünün iktidarı gibi. Kendinizi kandırmayın, biz başkayız ninnisini okumayı bırakın. Rejim böyledir, onunla olan ona benzer.

Bu şekilde, yani kutuplaşmayı besleyerek gidilecek seçimlerin akıbeti meçhul, kazananı yok, kaybedeni ise çok. Rejime meydan okuyacak irade ve cesareti gösteremediniz, bari iktidar ile görüşmeyi deneyin. Zira iktidar ile anlaşıp çığırından çıkan rejimi dizginlemek, rejim ile anlaşıp iktidara gelmekten evladır. Ağırdır, zordur, hazmı da imkânsızdır ve beklediğimiz bahara bir süre daha hasret kalmaktır bu. Lakin madem ezberi bozamıyorsunuz o halde makulü arayın. Hiç olmazsa bu uzun kışın zemherisinden kurtulsun millet.

Sorumsuzluğun miskinliği ve konforu içinde yaşamak mı yoksa sorumluluk altında ezilmek mi daha zor? “Ahlaka” veya ideallere sığınıp masadan kaçmak kabul edilebilir bir tavır değil. Nutuk atmanın parlak cazibesinin altında bencil ve korkak hezeyanlar yatabiliyor. Erdoğan’ı eleştirmek kolay. Rejime dair tek bir laf edeninizi gören de duyan da olmadı. Bu sahte kabadayılığın ise halklara zerre faydası yok. Keşke başka türlü bir hikâye yazabilseydiniz ama yapamadınız. Çünkü düşünme şeklinizde ve anlam dünyanızda silemediğiniz izleri var rejimin.

Erdoğan ile görüşmeniz onu güçlü veya haklı kılmaz. Acıları unutturmaz. Erdoğan iyi çevresi kötü diye bir duruma da sebebiyet vermez. Bilakis Erdoğan kötü olduğu için çevresi de kötü. Ama görünen o ki kısa vadede daha fazla acının önüne geçmenin, iktidar ile muhalefet arasında sağlanacak uzlaşıdan başka yolu yok. Siz elinizi uzatın, varsın Erdoğan tutmasın. Yeter ki bu elin uzandığını millet görsün.

“Bizim gibi düşünenler” cümlesini bir kenara bırakalım, bulanık bir laf bu. Mühim olan bizim gibi düşünmeyenlerle bir araya gelebilmek ve bir orta yol bulabilmek. Merak etmeyin, Erdoğan, kendi menfaati de bunu gerektirdiği için, uzatacağınız eli tutmak isteyecektir. Erdoğan kaybetmiş bir adam olabilir ama kaybetmenin de bin bir çeşidi var. Nasıl kaybedeceği, hikâyenin sonunun nasıl olacağı hâlâ muğlak.

Dehşet dengesi ittifakının kendinden kopanı yok etmeye yeminli olduğu muhakkak. Ayrıca milyonlarca muhalif seçmenin Erdoğan’dan nefret ettiği de aşikâr. Tüm bunlar Türkiye’nin bir nebze de olsa nefes almasının önünde duran devasa açmazlar. Rutinleşen siyasetin dışına çıkmaya, zor olanı denemeye ihtiyacımız var.Erdoğan’ı devirmenize gerek yok, o çoktan yıkıldı. Onun ‘Yeni Türkiye’ dediği, eskinin posasından başka bir şey değil. Vaat ettiği her şey çöktü, temsil ettiğini iddia ettiği her şeyi çürüttü. İktidarda olması muktedir olduğu anlamına gelmiyor. Kendisine oy verenler dahi gelecek hayali kuramıyor. Bu topraklarda iktidar ile rejim arasında az ya da çok her zaman bir mesafe olmuştur. Kör topal da olsa eskiye dair bir demokrasiden bahsedebiliyorsak kaynağı budur. Erdoğan bu mesafeyi yok etti ve halkın emaneti olan iradeyi kendi menfaati uğruna rejime ciroladı. Böylece iktidar ile rejim simbiyotik bir ilişki ile tam olarak iç içe geçti, demokrasi sandığa hapsedildi. Adaletsizlik karşısında söz söylese sabah evinin basılacağını, hak aramak için sokağa çıksa polis tarafından darp edileceğini veya bekçi ile münakaşaya girse beyanının esas alınmayacağını biliyor yurttaş. Daha da kötüsü bunların olması durumunda hakkını arayacağı bir mahkeme kapısı bulamayacağının farkında. Zulüm rutine dönüştüğü an içine kapanıyor insanlar, öncelikleri ailelerini korumak, mevcudu muhafaza etmek ve hayata tutunmaya çalışmak oluyor. Kimsenin onlara sitem etmeye hakkı yok. Daha kötüsünden korkuyorlar. Toprakların hafızası gelenin gideni arattığını fısıldıyor kulaklarına. Nasıl ki CHP seçmeni uzun yıllar süren başarısızlığa rağmen partisinden vazgeçmediyse aynı refleks ile AKP seçmeni de vazgeçmiyor veya geçmekte zorlanıyor. Çünkü halka yeni bir Türkiye tahayyülü sunamıyorsunuz. Millet iktidardan korkuyor ama sizlere de güvenmiyor. Birçok şeyleri ayrı ayrı biliyor ve temsil ediyorsunuz lakin onları bir araya getiremiyorsunuz. Zenginliğimiz olan farklılıklarımızı işleyemediniz, onlardan bu topraklara ait bir senfoni yaratamadınız. Halk bunu görüyor. Bunca zaman geçti onca iktidar gördü bu millet, her gelen kendi zümresinden bir avucu zengin edip milyonlarca yurttaşı sömürdü, fukara hep aynı fukara. Bu değişecek mi mesela? İktidar değişirse her şey çok güzel mi olacak gerçekten? Ne değişecek mesela? Türkün endişesi giderilecek, Kürdün haysiyetine el uzatılmayacak, Alevi inancını rahatça yaşayabilecek mi? Adil ve eşit bir nizam inşa edilecek mi? Bunca zaman geçti onca iktidar gördü bu millet, her gelen kendi zümresinden bir avucu zengin edip milyonlarca yurttaşı sömürdü, fukara hep aynı fukara. Bu değişecek mi mesela? Yoksa değişen düzen değil de çeşmenin başını tutan el mi olacak? Asra merdiven dayayan iç hesaplaşmalardan, kırılmalardan ve kutuplaşmadan yorgun bu millet. Bunları aşacak bir dil arıyor. Yeni hayal kırıklıklarına mecali yok. Eğer rejimle anlaşarak iktidara gelmekse gayeniz, en nihayetinde hiç istemediğiniz işler yapacak ve daha da kötüsü buna ne kadar yatkın olduğunuzu göreceksiniz. Tıpkı bugünün iktidarı gibi. Kendinizi kandırmayın, biz başkayız ninnisini okumayı bırakın. Rejim böyledir, onunla olan ona benzer. Bu şekilde, yani kutuplaşmayı besleyerek gidilecek seçimlerin akıbeti meçhul, kazananı yok, kaybedeni ise çok. Rejime meydan okuyacak irade ve cesareti gösteremediniz, bari iktidar ile görüşmeyi deneyin. Zira iktidar ile anlaşıp çığırından çıkan rejimi dizginlemek, rejim ile anlaşıp iktidara gelmekten evladır. Ağırdır, zordur, hazmı da imkânsızdır ve beklediğimiz bahara bir süre daha hasret kalmaktır bu. Lakin madem ezberi bozamıyorsunuz o halde makulü arayın. Hiç olmazsa bu uzun kışın zemherisinden kurtulsun millet. Sorumsuzluğun miskinliği ve konforu içinde yaşamak mı yoksa sorumluluk altında ezilmek mi daha zor? “Ahlaka” veya ideallere sığınıp masadan kaçmak kabul edilebilir bir tavır değil. Nutuk atmanın parlak cazibesinin altında bencil ve korkak hezeyanlar yatabiliyor. Erdoğan’ı eleştirmek kolay. Rejime dair tek bir laf edeninizi gören de duyan da olmadı. Bu sahte kabadayılığın ise halklara zerre faydası yok. Keşke başka türlü bir hikâye yazabilseydiniz ama yapamadınız. Çünkü düşünme şeklinizde ve anlam dünyanızda silemediğiniz izleri var rejimin. Erdoğan ile görüşmeniz onu güçlü veya haklı kılmaz. Acıları unutturmaz. Erdoğan iyi çevresi kötü diye bir duruma da sebebiyet vermez. Bilakis Erdoğan kötü olduğu için çevresi de kötü. Ama görünen o ki kısa vadede daha fazla acının önüne geçmenin, iktidar ile muhalefet arasında sağlanacak uzlaşıdan başka yolu yok. Siz elinizi uzatın, varsın Erdoğan tutmasın. Yeter ki bu elin uzandığını millet görsün. “Bizim gibi düşünenler” cümlesini bir kenara bırakalım, bulanık bir laf bu. Mühim olan bizim gibi düşünmeyenlerle bir araya gelebilmek ve bir orta yol bulabilmek. Merak etmeyin, Erdoğan, kendi menfaati de bunu gerektirdiği için, uzatacağınız eli tutmak isteyecektir. Erdoğan kaybetmiş bir adam olabilir ama kaybetmenin de bin bir çeşidi var. Nasıl kaybedeceği, hikâyenin sonunun nasıl olacağı hâlâ muğlak. Dehşet dengesi ittifakının kendinden kopanı yok etmeye yeminli olduğu muhakkak. Ayrıca milyonlarca muhalif seçmenin Erdoğan’dan nefret ettiği de aşikâr. Tüm bunlar Türkiye’nin bir nebze de olsa nefes almasının önünde duran devasa açmazlar. Rutinleşen siyasetin dışına çıkmaya, zor olanı denemeye ihtiyacımız var.