“Sabahattin Ali – Hapisten Mektuplar”

 

Etrafındaki insanlar, hep güzel sözcüklerle anar Sabahattin ALİ’yi. Sempatik, kabına sığamayan, güler yüzlü. Ve daha birçok güzel söz; kimisi yazılı, kimisi sözlü…

Dostlarından Niyazi BERKES, şöyle anlatır mesela Sabahattin ALİ’yi:

“Sabahattin; ak saçlı, altın gözlüklü, iyi giyimli, efendi kılığına girmiş bir çocuktu aslında…”

Oysa dışarıdan bakıldığında, mutlu zannedilen ama içinde fırtınalar kopan bir ADAM’dır O…

***

Sabahattin ALİ, çok fazla kadın sevmiştir hayatında. Başından geçen bu Aşk hadiselerini de yer yer satırlarına taşımış, hikâyelerine konuk etmiştir. Ama iki kadın vardır ki, sadece onlarla geri kalan ömrünü geçirebileceğini düşünmüştür: Ayşe Sıtkı ve Aliye…

İkisine de satırlarından samimiyet ve sevgi akan mektuplar göndermiştir. Ama onun biyografisini kaleme alan birçok yazar, Ayşe Sıtkı’ya gönderdiği toplam 67 mektubu diğerlerinden ayrı bir yerde tutar. Çünkü bunlar sadece Aşk’ı değil, Sabahattin ALİ’nin kişiliğini, ruh tahlillerini ve düşüncelerini en iyi şekilde anlatan mektuplardır…

İkisi 1931 yılında tanıştığında Ayşe Sıtkı, henüz Yüksek Muallim Mektebi’nde öğrencidir. Bir dönem Reşat Nuri’nin de öğretmenlik yaptığı sıralarda öğrenci olarak oturma şansı yakalayan Ayşe’nin edebiyata büyük bir hayranlığı vardır. Ancak Ayşe Sıtkı, Sabahattin ALİ’nin yazar yönünden çok zekâsından etkilenir. Dostlukları zamanla gelişir ve aralarında bir mektuplaşma başlar…

Öğrencilik yıllarında Nâzım Hikmet şiirlerini elinden düşürmez Ayşe Sıtkı İLHAN. O’na büyük bir sevgi ve hayranlık besler. Sabahattin ALİ, 1931’in yaz aylarında onu Nâzım Hikmet’in evine götürür ve böylece Ayşe Sıtkı çok sevdiği şairle yüz yüze tanışma imkânı bulur. Yıllar geçtikçe, mektuplar arttıkça aralarındaki dostluk da, sevgi de büyür. Özellikle Sabahattin ALİ, cezaevine düştüğü vakit, sık sık yazar iki gözü Ayşe’sine…

Bugünkü konuğumuz Sabahattin ALİ dostlar. Konumuz ise Sabahattin ALİ’nin Ayşe Sıtkı İLHAN’a mektupları…

***

Sabahattin ALİ, Ayşe Sıtkı’ya Konya ve Sinop Hapishaneleri ile Ankara’dan gönderdiği mektuplarda, öykü tadındaki kimi olayların yanı sıra iç dünyasındaki dalgalanmaları da anlatmış…

Bu mektupların derinlerine inildiğinde aslında dört duvarın arasında kalmış bir adamın dışarıyla ve hayatla bağlantısı olarak düşünebiliriz. Ayşe Sıtkı ile mektuplaşmak, O’nun satırlarını okumak ve O’na yeniden yazmak; Sabahattin ALİ’nin yaşama tutunduğu daldır, umududur, yalnızlığına dokunan bir parça devadır…

Sabahattin ALİ’nin o çok sevdiği yeşil mürekkeple bezediği mektuplar, kimi zaman 60 yıl öncesinden bir sesleniş… Yarım yüzyıl öncesinden bugünü yaşayış kimi zaman da… Sabahattin ALİ’nin Ayşe Sıtkı’ya gönderdiği ilk mektup 6 Kasım 1931 tarihini taşıyor…

Buyurun dostlar, o mektuptan bazı satırlar:

“Ve ben ruhumu dinlendirecek bir köşe aramak için dört tarafa koşup çırpınırken; günün birinde herkesten daha yorgun, herkesten daha perişan bir kenara yıkılıp kalacağım. Yaptığım bu cehennemi koşuda, her karşılaştığım ile gülerek konuşacağım…

Şimdiye kadar benim kaşımı çattığımı gören yoktur. Beni, gözü yaşlı gören yoktur. Bundan sonra da olmayacaktır…

Beni kim hatırlarsa, gülümseyecektir…

Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da; sevdiklerim arasında hayattan korkan, yeis içinde olanlar bulunursa, onlara elimden geldiği kadar teselli ve cesaret vereceğim…

Onları felaketime karşı gülmeye sevk edeceğim ve hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden, cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir…”

 

***

Ve gün gelir, Sabahattin ALİ artık evlenmeye karar verir. Onun için evlilik, hayatını toparlamanın bir yoludur. Aklından geçen ilk isim Ayşe Sıtkı olur ve onun nikâhına yazdığı mektupla talip olur:

“Ayşe’ciğim…

Nikâhına talibim, yani işim oldu. (…) Hiç şaka değil, gayet ciddi söylüyorum. Oturup biraz düşündüğün takdirde senin de kabul edeceğin bir takım muhakemelerden sonra dünyada bundan daha muvafık birçok şeyler yapamayacağımız neticesine vardım…

Günün birinde nasıl olsa uzun bir yolculuk için bir arkadaş arayacağız ve ben, bunun, bana senden daha yakın olacağını tahmin edemiyorum ve istemiyorum da. Bilmem senin için nasıl?

Yani ahbaplığımızı “Kırlangıçlar Hikâyesi” gibi bitirmek istemiyorum. O hikâyeyi Sinop Hapishanesi’nde yazarken aklımda hep sen vardın. Ne fesat ve ahlaksız adamım değil mi?

Hayatı paylaşmaktan ve beraber yürümekten sıkılmayacak kadar birbirimizden hoşlandığımızı zannediyorum. Suluca âşık olacak kadar çocuk değiliz herhalde…

Canım, seni böyle sözlerle kandıracak değilim ya otur ve düşün, herhalde daha muvafık ve hakiki nedenler bulursun. Nedense kafanın benimkine benzeyen bir mekanizması var. Bu karara nasıl vardığımı uzun uzun yazsam soğuk kaçacak. Sen zeki kızsın maşallah, anlarsın…

Daha birçok şeyler yazmak isterim ve yazabilirim belki, fakat insan istediği kadar samimi olamıyor ve böyle şeylerde tam samimi olunamazsa hiç söylememek daha iyidir…

Fakat bütün bunlar tali sebepler. Asıl sebebi yazamıyorum, çünkü ifade edemiyorum. Seninle evlenmek istiyorum işte, evvela bunu istiyor sonra bunu neden istediğimi düşünüyorum. Bilmem anlıyor musun?

Bana derhal cevap yaz, erkekçe bir cevap. Bu meselede benden başka türlü düşüneceğin aklıma bile gelmiyor. Hele bir mırın kırın et, vallahi kaçırırım.

Şimdilik bu kadar…

Gözlerinden öper ve seni kucaklarım Ayşe.

Soranlara selam…”

***

Ancak Ayşe, ona kendisini öyle yakın hissediyordur ki, bu yakınlığı kaybetmekten korktuğu için teklifini reddeder. Onunla sonu belli olmayan bir Aşk yerine, sonsuza dek kalbinde baki kalacak bir dostluğu seçer…

Bu imkânsız Aşk’ın sonucunda, Sabahattin ALİ, Aliye ile; Ayşe Sıtkı ise Vahap BUCAK ile evlenir…

Ayşe Sıtkı; on beş yıl süren bu evliliğinde, Sabahattin ALİ’nin mektuplarını eşinden saklar ve bir arkadaşına emanet eder. Mektupların mecburi bu yer değişikliğini ise şöyle tanımlar:

“Sabahattin’in son mahpusluğuydu bu…”

***

Aşk’a âşık bir insandı O… Hatta Nâzım Hikmet, çok romantik olmakla eleştirir O’nu…

Kendisi de, “15-16 yaşımdan beri şöyle bir haftacık olsun, âşık olmadan durduğumu hatırlamıyorum…” der Aşk konusunda…

Ruhun şâd olsun Sabahattin ALİ. Minnetle, özlemle, saygıyla…