Sancar: Savaş politikalarına hayır diyecek büyük barış koalisyonunu kurmak zorundayız

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, haftalık Meclis grup toplantısında  gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Türkiye’de derinleşen ekonomik, sosyal ve siyasal kriz başta olmak üzere gündemdeki pek çok konuya değinen Sancar, şunları söyledi:

Hepinizi selamlıyorum, grup toplantımıza hoş geldiniz. Geçen hafta bu salonda sevgili Eş Genel Başkanım Pervin Buldan kadın grubunu gerçekleştirmişti. Bugün ben de eşitlik, özgürlük umudunu ve cesaretini büyüten kadınların mücadelesini, onurlu direnişlerini selamlayarak başlamak istiyorum. 8 Mart Dünya Kadınlar Günüydü dün. Dünya Kadınlar Günü, aynı zamanda ve esas olarak kadınların mücadele günüdür. Özgürlük, eşitlik ve demokrasi için kadınların bitmek bilmeyen, baş eğmeyen, dur durak tanımayan mücadelelerinin günüdür. Dün bunu her yerde bir kez daha gösterdiler. Meydanlarda, fabrikalarda barikatları tanımayarak, polisin gaz bombalarına aldırmayarak yürüyüşlerini gerçekleştirdiler. Selam olsun hepsine!

Kadınlar özgürlük mücadelesi nasıl yürütülür bize öğretiyor

Kadın mücadelesi bize yol gösteriyor, bize ışık tutuyor; direniş nasıl yapılır, özgürlük mücadelesi birlikte nasıl yürütülür bunu öğretiyor. Demokrasi ittifakı dediğimiz hedefe nasıl verebileceğimizi her gün ve her alanda bir kez daha ortaya koyuyor. Hepsine buradan bir kez daha selam gönderiyorum. Deniz Poyraz ve Garibe Gezer şahsında baskıya, zulme, ayrımcılığa, ırkçılığa, ataerkilliğe ve erkek şiddetine karşı özgürlük mücadelesi yürüten ve bu uğurda yaşamını yitiren bütün kadınların önünde de saygıyla eğiliyorum.

Kadınlar boyun eğmediği için ceberut iktidarın hedefi oluyor

Bugün özgür bir toplum inşasının ancak kadın özgürlüğüyle mümkün olacağına inanan binlerce kadın arkadaşımız rehin tutulmuş durumdadır. Siyasetçiler, seçilmişler, parti mensupları hepsi cezaevinde, bu faşist erkek iktidar rejimi tarafından rehin alınmıştır. 8 Mart vesilesiyle cezaevlerinde bulunan bütün kadın yoldaşlara özel selam ve sevgilerimizi yolluyoruz. Aysel Tuğluk’a, Ayşe Gökkan’a, Rojbin Çetin’e, Gültan Kışanak’a, Figen Yüksekdağ’a, Sebahat Tuncel’e ve adını sayamadığımız bütün kadın yoldaşlarımıza bir kez daha selam olsun. Kadınlar boyun eğmiyor, o nedenle bu ceberut devletin, bu erkek zihniyetin hedefi olmaya devam ediyor. Son örnek de Diyarbakır Milletvekilimiz Semra Güzel’in bir linç kampanyası sonrası dokunulmazlığının kaldırılmasıdır. Burada siyasi mücadeleyi hedef alan bir siyasi operasyon, partimize karşı bir kumpas söz konusu ama seçilen kişi kadın ve kadın mücadelesinde emeği olan bir yoldaşımız. Bu da tesadüf değil.

Muhalefetin hukuksuzluklarda iktidarla ortaklaşması kabul edilemez

İktidarın HDP ve kadın düşmanlığını zaten biliyoruz. Ancak iktidarın hukuksuzluklarından söz eden muhalefetin de mesele HDP olunca hukuk varmış gibi davranması ve hukuksuzlukta iktidarla ortaklaşması asla kabul edilemez. Bu tutum mutlaka demokratik kamuoyunda ve vicdanlarda kaydını bulmuştur. Kadınlar bunu unutmayacaktır ve bunun faturasını bütün bu güçlere birlikte çıkaracaktır. Sevgili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması aynı zamanda kadın iradesinin ceberut erkek iktidarı tarafından yok sayılması anlamına gelmektedir. Kadınlar bunu böyle okumakta ve mücadeleyi bu eksende yürütmektedir. Ne yaparlarsa yapsınlar HDP yolundan ayrılmayacak ve hedefinden şaşmayacaktır. Demokratik siyaset bizim hayat alanımız, var oluş zeminimizdir. Bütün bu zulme, baskıya, her türlü yıldırma girişimine karşı kadın mücadelesinin bize tuttuğu ışıkla yolumuza devam edeceğiz, bu düzeni ve bu rejimi mutlaka hep birlikte değiştireceğiz.

Yaşanan zamlar ayçiceği ve buğday tarlalarının inşaat alanına dönüştürülmesinden

Ekonomi Komisyonumuz geçen hafta Cumhurbaşkanı Hükümet Sisteminin zam raporunu açıkladı; bu sistemin zamlarla nasıl bir talan rejimine dönüştürüldüğünü, yaşamın her alanında nasıl bir yıkıma neden olduğunu ayrıntılarıyla ortaya koydu. Zamlar arka arkaya geliyor. Sofra yangın yeri, açlık ve yoksulluk ülkenin neredeyse yüzde 99’unu sarmış durumda. Bir avuç sermayedar, rantçı, talancı dışında halk yoksullaşıyor açlığa mahkum ediliyor. TÜİK’in manipüle ettiği verilere göre bile 2018 Temmuz ile 2022 Şubat arasında yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlüğe girdiği günden bugüne kadar elektriğe yüzde 237, doğalgaza ise yüzde 133 zam yapıldı. Benzer şekilde son 3 yılda temel gıda maddelerinde yapılan zamlar öyle yıkıcı ki etkilerini hafta sonu gördük. Ayçiçek yağında stokların tükenmesi ve fiyatların daha da artması riski mevcuttur. İnsanlarımız bu tehlike ile karşı karşıyadır. O nedenle marketlere akın ettiler, kuyruklar oluştu. Çünkü yağ satışı sınırlanmıştı. Yarın öbür gün başka gıda maddelerinde de aynı sorunları yaşayacağımız kesin. Ayçiçek yağında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yürürlüğe girdiği günden beri yapılan zam yüzde 200’ü bulmuştur. Şu an yaşananlar uçsuz bucaksız ayçiçeği ve buğday tarlalarını birer çöle ve inşaat alanına çeviren iktidarın rant ve talan politikalarının sonucudur.

Talancı ve rantçı politikaların temelinde savaş zihniyeti vardır

Yıllardır söylüyoruz; tarımın desteklenmesi gerekiyor, doğayla ve toprakla barışık bir tarım politikasının izlenmesi gerekiyor. Ancak iktidar tarım alanlarını rantçılara, şantiyecilere, inşaatçılara hepsi de yandaş olan sermaye gruplarına peşkeş çekiyor. Böylece kendine gıdada yeten, ülkeyi doyurabilecek olan bu toplum buğdaya, ayçiçeğine muhtaç hale getiriliyor, ithalata mahkum ediliyor. Bize bu tabloyu yaşatan bu iktidarın talancı ve rantçı politikalarıdır. Bu politikaların temelinde savaş zihniyeti vardır. Her alanda her şeye savaş açmış bir iktidar gerçekliği var. Biz de bu gerçekliği görmeli, bu politikalara karşı en geniş birliktelikleri oluşturmalı, mücadeleyi yükseltmeli ve kazanmaya giden yolu açmalıyız. Buna gücümüz yetiyor, buna hep birlikte inanalım. Kaç zamandır bu çağrıları yapıyoruz, bunu yaptığımızda bize dudak bükenler ise bugün daha fazla kulak kabartıyorlar sesimize.

Ülke felakete gitmektedir; HDP geleceği görmüş ve çareleri ortaya koymuştur

Çünkü HDP bu toplumda eşitliği, adaleti, ekmeği, aşı, barışı ve demokrasiyi sağlamak için yola çıkmıştır. Bu inançla her politikasını örmüştür, geleceği görmüştür ve çareleri ortaya koymuştur. Çağırılarımızın ne kadar önemli olduğunu bu yangın ortamı büyüdüğünde hep birlikte daha fazla görmüş olduk. Çağrılarımızı bıkmadan usanmadan yenileyeceğiz, çalışmalarımızı da hızlandıracağız. Nitekim hızlandırıyoruz. Demokrasi bloku ve ittifakını her alanda inşa etmek için programlarımızı hayata geçirmeye ve sonuç almaya gidiyoruz. Bu konuda hiç kimsenin bahane ve mazeret üretmeye hakkı yoktur. Ülke felakete gitmektedir, felaket büyümektedir ve fatura yoksul halka çıkmaktadır. Bütün emekçiler, her türlü zulme maruz kalan bütün toplum kesimleri bu gerçekliğin farkına her geçen gün daha fazla varmaktadır. Kurtuluş buradadır, çıkış yolu budur.

AKP’nin yalanlarını artık kimse yutmuyor

Biraz önce AKP Genel Başkanını dinlediniz. Yine bütün sorunların kaynağını başka faktörlere bağladı, özellikle dış gelişmelere bağladı. Kendilerinin hiçbir şeyde sorumluluğu yok. 20 yıldır iktidardalar ama hiçbir sorunun sorumluluğunu üstlenecek basireti, dirayeti, samimiyeti ve dürüstlüğü göstermiyorlar. İyi bir şey olduğunda kendileri bunun sahibi ama her türlü felaket ve sorun onların dışındaki sebeplerden kaynaklanıyor. Anlayış bu ama ortada büyük bir yalan var. Toplumu bu yalanla kandıracaklarını sanıyorlarsa büyük yanılıyorlar. Bu yalanları artık kimse yutmuyor. Kendilerini neyle aklamaya çalışıyorlar. “Ukrayna savaşı çıktı, küresel piyasalarda kriz var, enflasyon sadece bu ülkenin değil dünyanın gerçeği” diyerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar.

Ayçiçek tarlaları yetmedi zeytinlikleri talana açtılar, izin vermeyeceğiz

Peki, o zaman soralım. 31 Aralık gecesi tarihin en büyük zamanları yapıldı. O zaman Ukrayna savaşı var mıydı? Verimli tarım arazilerini ağır maliyet nedeniyle ekilip biçilemez hale getirerek üretici ve çiftçiyi tasfiye edip yerlerine ithalat vurguncularının önünü açarken Ukrayna savaşı mı vardı? 3 yıl önceki tanzim satış kuyruklarında Ukrayna savaşı mı vardı? Askıda ekmek sırasında Ukrayna savaşı mı vardı? Kendisine fazlasıyla yeten bir ülkeyi dışa bağımlı hale getiren bu iktidardır. Daha geçen hafta zeytin bahçelerini talana açtılar. Ayçiçek tarlaları yetmedi, doğayı her alanda tahrip etmek yetmedi, şimdi asırlık zeytin ağaçlarını rantçıların talanına açmak için yönetmelik çıkardılar. Şimdi de gözlerini zeytinliklere diktiler ama halkımız direniyor. İnsanlarımız bu talana karşı çıkmaya kararlı. Bu yönetmeliği uygulatmayacağız değerli halkımız. Zeytinliklerine sahip çıkacağız. Bu ülkenin toprağına, suyuna, derelerine, üretimine, verimine, emeğine hep birlikte sahip çıkacağız.

Petrol fiyatlarının dünyadaki artışı ile Türkiye’deki artışı arasında 5 kat fark var

Yaptıkları tam bir kriz fırsatçılığıdır. Evet, dünyada kriz var ama bu iktidarda esas zihniyet krizi fırsata çevirmektir. Bunu daha önce defalarca tecrübe ettik. Nerede kriz varsa iktidar oradan fırsatçılık devşirmeye çalışıyor. Şimdi petrol fiyatlarında her gün yeni zamlar ilan ediliyor. Bunun gerçekten küresel piyasalarındaki petrol fiyatlarının artışıyla bağı nedir bakalım fiyatlara. Geçen Ekim ayında petrolün varil fiyatı 80 dolardı. Bir litre mazot 8 lira. Petrolün varili bugün 130 dolar civarında. Yani dünya petrol fiyatlarında artış yüzde 60. Peki, motorinin litresi bugün ne kadar 23 TL, o da şimdilik. Her gün yeni zamanlar geliyor. Ekim ayına göre artış ne kadar, yüzde 300. Küresel piyasalarda petrolün varil fiyatı 4-5 ayda yüzde 60’a yakın artmışken bu ülkede özellikle motorin yüzde 300’ün üzerinde artmış. Daha da artacak. Motorin fiyatının artması en başta çiftçileri vuruyor. Petrol fiyatlarındaki bu büyük artış her alana zam olarak yansıyor. Gördüğünüz gibi temelinde soygun zihniyeti var, fırsatçılık var. Dünyadaki gelişmeleri örnek gösteriyorlar, gerekçe olarak bu artışı ortaya koyuyorlar ama arada 5 kat fark var. Petrol fiyatlarının dünyadaki artışı ile Türkiye’deki artışı arasında 5 kat fark var. Nereye gidiyor bu fark? Bu fark rantçılara, talancılara gidiyor. Faturayı çiftimiz, halkımız, yoksulumuz, bu ülkenin yüzde 99’u ödüyor. Yüzde 1’in refahı artıyor, yüzde 99 açlığa ve sefalete mahkum ediliyor. Bu düzen böyle gidemez, sefaleti bitireceğiz, ranta son vereceğiz. Bunun sözünü buradan bütün halkımıza bir kez daha veriyoruz.

Yaşanan çoklu kriz yönetim sistemiyle doğrudan ilişkili

Karşımızda çoklu bir kriz var. Bu çoklu krizin, yönetim sistemiyle doğrudan ilişkisi olduğunu verilerle ortaya koyuyoruz. Daha fazlası da var. Bu ülkede bu hükümet sistemini ve bunu besleyen yapısal nedenler var. Bu ülkede Kürt sorunu diye bir gerçeklik var. Kürt sorununda çözümsüzlük güvenlikçi ve savaş politikaları demektir. Savaş politikaları, güvenlikçi politikalar aynı zamanda bu ülkede düşmanlaştırma, ayrıştırma, talan ve yoksulluk demektir. O nedenle bu ülkeye barışı getirmek gibi büyük bir görevimiz olduğunu söylüyoruz. Bunun ön şartı şüphesiz savaşlara hep birlikte karşı çıkmaktır. Savaş politikalarına, savaş zihniyetine, ayrıştırma düşmanlaştırma uygulamalarına hep birlikte karşı çıkabilirsek o zaman bu iktidarın dayandığı temel sütunu ortadan kaldırırız. Çünkü bu iktidar bu sütun üzerinde duruyor. O sütünü çekin bu iktidar çökecektir. Ancak iktidar çökerken bunun yerine gelecek olanların aynı zihniyeti farklı yöntemlerle sürdürmelerinin önüne de geçeceğiz.

Hem bu iktidarı göndereceğiz hem de bu rejimi değiştireceğiz

Eğer biz yapısal nedenlere ve tarihsel köklere iyi bakarsak, sorunları yaratan tarihsel ve yapısal sorunları iyi görürsek sadece bu iktidarı ve bu iktidarın dayandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini değil, bu ikisini besleyen rejim unsurlarını da değiştiririz. Bizim hedefimiz, bizim amacımız budur. Sadece iktidarı değil sadece bu iktidarın dayandığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini değil, bu ülkeyi yüzyıldır savaşa, ayrıştırmaya, yoksulluğa mahkum eden rejim unsurlarını da değiştirmek istiyoruz. Yeni başlangıç, yeni bir inşa derken bunu kast ediyoruz. Güçlü demokrasi, büyük demokrasi diyoruz. Bunlar olmadan yeni bir bir başlangıç ve inşa mümkün değildir. Biz de yeni başlangıcın, yeni inşanın temelini demokrasi ittifakı ile oluşturmaya çalışıyoruz. Öyle sağlam bir temel atmak istiyoruz ki hem bu iktidarı göndereceğiz hem de bu rejimi değiştireceğiz. En azından  bu rejimin devamının yollarını tıkayacağız, yeni bir yolun açılmasını sağlayacağız. HDP ve birlikte hareket ettiği demokrasi güçlerinin bundan sonra ve geleceğe ilişkin en büyük vaadi budur. Gerçek demokrasi, güçlü demokrasi, büyük barış, herkese eşitlik, eşit yurttaşlık ve her alanda özgürlük. İşte bunun için yürüyoruz.

Kimse bir yere gitmiyor; biz birlikte yürüyeceğiz onlar gidiyor

HDP olarak ülkemizin karşı karşıya kaldığı bu büyük krize yönelik çözüm önerilerimizi de her vesileyle sizlerle paylaşıyoruz. Gıda krizine, açlık ve sefalete karşı ne gibi tedbirler alınması gerektiğini açıkladık, Meclis’te de girişimlerimiz oldu. Bu tedbirleri başlıklar şeklinde paylaşacağım. Acil tedbirler bunlar. Elbette her soruna yönelik çözüm önerilerimiz var, olacak. Gerçek alternatifi bizler ortaya koyuyoruz. Bu iktidarın zihniyetine, politikalarına ve varoluş temellerine karşı gerçek alternatif yaratmadan bu iktidar gitti gidiyor diye bağırıp çağırmanın fazla bir inandırıcılığı olmaz. Bu iktidar gidiyor. Hani hekimlere varsınlar, gitsinler diyor ya. Sevgili hekim arkadaşlarım kimse bir yere gitmiyor, onlar gidiyor. Biz birlikte yürüyeceğiz onlar gidecek.

Tüm kalemlerde ÖTV hemen kaldırılmalı ve zamlar geri alınmalıdır

Şimdi ne gibi acil tedbirler alınması gerektiğini sizlere aktaracağım. Öncelikle bu gıda krizinin aşılması için acil olarak tarımsal üretimi artıracak politikaların devreye sokulması gerekiyor. Bunun için çiftçilerin üretime dönebilmesinin sağlanması amacıyla tohum, gübre, mazot, elektrik ve sulama giderlerinin ihtiyaç sınırlarına kadar kamu tarafından karşılanması gerekiyor. Bunun için derhal bir düzenleme Meclis’e getirilmeli. Bizler sunuyoruz, Meclis derhal harekete geçmeli. Çiftçiye verilen destek güncel döviz kuru baz alınarak iki katına çıkarılmalıdır. Çiftçilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan 100 bin TL’ye kadar olan borçları hemen silinmeli, kalan borçlar faizsiz olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Akaryakıt başta olmak üzere tüm kalemlerde ÖTV hemen kaldırılmalı ve yapılan tüm zamlar geri alınmalıdır. Vergide adaletin sağlanması için Kurumlar Vergisi artırılmalı ve servete duyarlı vergilendirme hayata geçirilmelidir.

Elektrik, doğalgaz, su, telefon ve internet ücretsiz olmalıdır

Geriye dönük vergi affı ve istisnaları gözden geçirilmeli ve bu yolla elde edilen haksız kazançların hepsi geri alınmalıdır. Elektrik, doğalgaz, su, telefon internet gibi temel ihtiyaçlar tek hane için ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz verilmelidir. Derhal elektrik dağıtım hizmetleri kamulaştırılmalıdır. Yandaşlara peşkeş çekilen kamu ihaleleri derhal iptal edilmelidir. Köprü ve otoyollar için yandaş şirketlere yapılan ödemeler hemen durdurulmalı ve buralar acilen kamulaştırılarak ücretsiz hale getirilmelidir. Gerçek ve tüzel kişilerin kredi kartı ve ihtiyaç kredisi ve tüm borçlarının faizleri silinerek 2023 yılının sonuna kadar ertelenmelidir. Kamu bütçesinden işsizlere ve asgari ücretin altında geliri olanlara güncel açlık sınırını tamamlayacak şekilde temel yurttaşlık geliri sağlanmalıdır. Asgari ücret insan onuruna yaraşır bir düzeyde acil olarak yeniden belirlenmelidir.

Dün kadınların meydanlardaki güçlü ve onurlu mücadelesini örnek alalım

Ekonomik kaynakları kara delik gibi yutan savaş ve çatışma politikalarına bir an önce son verilmelidir. Bunlar hayata geçirilmesi zor işler değil, yeter ki yönetim halkı düşünsün. Yönetim halkı düşünmüyorsa o zaman halk yönetimi buna zorlamalıdır. Her alanda mücadeleyi büyüterek, birlikte güçlenerek yürürsek iktidarı değiştirmeden de bu talepleri hayata geçiririz ve iktidarı da göndeririz. Bu iktidarı gönderdikten sonra adil ve demokratik bir yaşamı hayata geçirecek gücü ve yönetimi taşırız. Hep birlikte ülkeyi büyük barış ve demokrasi ile yönetelim. Buna inanalım, gücümüze inanalım. Yayılan umutsuzluk politikalarına aldırış etmeyelim. Dün kadınların meydanlardaki güçlü ve onurlu mücadelesini örnek alalım. Bu mücadele azmini bütün ülkeye yayalım. O zaman göreceksiniz mutlaka kazanacağız.

Hep birlikte mücadele, başka yolu yok

Tüm Emekliler Sendikasın yöneticileri de seslerini ve taleplerini duyurmak için aramızda. Bu ülkede sefaletten en büyük payı alan toplum kesiminin emekliler olduğunu biliyoruz. İktidarın politikalarının bu sonucu yarattığını hep birlikte görüyoruz. Emekliler örgütlü mücadele için on yıllardır çalışıyorlar. İlk kuruluş çalışmalarını birlikte yaptığımız zamanlardan bugüne binbir engelle karşılaştılar ama vazgeçmediler. HDP gibi, direnişçi toplum kesimleri gibi emekliler de mücadelesini sürdürüyorlar. Zulme boyun edemeyeceklerini gösteriyorlar. Kendilerine buradan bir kez daha selam gönderiyoruz. Bütün emekliler ülkeyi değiştirecek en önemli dinamiklerdendir. Hep birlikte mücadele, hep kazanma. Başka yolu yok.

İşgale karşı çıkıp çözümü göstermek boynumuzun borcudur

Dünya halklarının sesine kulaklarını tıkayanlar güç ve egemenlik savaşı yürütüyorlar. Ukrayna savaşı bir birikimin savaşı ama Rusya’nın müdahalesinin kabul edilemez bir işgal operasyonu olduğu açıkça ortada. Ancak küresel zeminde savaşların zeminini yaratan bir düzenin hakim olduğunu görmemiz gerekiyor. Ortadoğu’da savaş Ukrayna’da savaş, daha önce de Kafkasya’da savaş… Bu durum küresel egemenlik mücadelelerinim ve paylaşım çabalarının sonucudur. Somut bir askeri operasyona karşı somut tavrımız açıktır. Kim ki uluslararası hukuka aykırı işgal politikası yürütürse onu en net şekilde reddederiz, ona karşı çıkarız. Fakat çözümün nerede olduğunu da göstermek görevimizdir, boynumuzun borcudur. Savaş yıkım demektir bunu biliyoruz. Bunu bu ülkeden biliyoruz, bu coğrafyadan biliyoruz.

Burada da Suriye’de de Ukrayna’da da işgal politikalarına karşı çıkmaya ihtiyaç var

Bu iktidarın savaş politikalarıyla ayakta durduğunu söyledik. İşgal politikaları yürütüyor. Evet, Efrîn bu iktidarın işgal ettiği bir topraktır. Serêkaniyê de öyledir. Kendilerinin, iktidarlarının, devletlerinin işgal politikalarına sessiz kalanların başka yerde işgal politikalarına itiraz etmeleri inandırıcı olmuyor. Barış mücadelesi çok değerli bir ilke mücadelesidir. Savaşa karşı çıkma bir ilke meselesidir. Savaşlara her yerde karşı çıkmak gerekiyor. Eğer benim desteklediğim iktidar savaş politikaları yürütürken sessiz kalıp başka yerde savaşlara karşı barış diye bağırırsam inandırıcı olmaz. Tabii ki böyle yapınca savaşlarda bitmiyor. O nedenle diyoruz ki; bu ülkede samimi, ilkeli, güçlü bir savaş karşıtı koalisyona ihtiyaç var, savaş karşıtı duruşa ihtiyaç var. İşgal politikalarına karşı çıkmaya ihtiyaç var. Burada da Suriye’de de Ukrayna’da da aynı tavrı, aynı samimiyeti kararlılıkla göstermeye ihtiyaç var.

Büyük barış hareketine ihtiyaç var, bizler bunun için varız

HDP demokrasi ittifakını büyük barış koalisyonuna dönüştürmek için her türlü çalışmayı yürütüyor, yürütecektir. Çünkü biz biliyoruz ki savaşların en önemli nedeni küresel çapta paylaşım mücadeleleri ve ülkelerdeki nefret, ayrımcılık, diktatörlük politikalarıdır. Bir ülkede eğer halkların, emekçilerin, toplum kesimlerinin özgürlüklerini tanımayan bir iktidar varsa, bu iktidarın bu ülkeye eninde sonunda getireceği felaket savaştan başka bir şey değildir. Sadece kendi ülkelerinde değil, diktatörler ve despotlar aynı zamanda bulundukları bölgede de imkan bulduklarında savaş çıkarmayı mutlaka isterler. Varlıkları ancak böyle güven altına alınabilir. Ayrıştırma ve düşmanlaştırmayı düşünürler. Büyük barış hareketine, büyük barış buluşmasına ihtiyaç var. Bizler bunun için varız. Barış aynı zamanda adalet, demokrasi ve refah demektir. Aynı zamanda sömürüye ve zulme karşı çıkmak demektir. O nedenle barış mücadelesini sonuna kadar sürdürmekten başka şansımız yok. Barışı da dar çerçevede anlamıyoruz. Büyük barışı da ancak tabandan, toplumdan kurabileceğimizi söylüyoruz. Barış toplumdan, tabandan kurulabilir. Barış halkların birbiriyle eşit ilişkisiyle kurulabilir. Halklar arası düşmanlıkları ortadan kaldıracak müzakere, diyalog ve özgürlük hedefiyle kurulur. Birbirimizin haklarına saygı, birbirimizin özgürlüğünü sahiplenme becerisi gösterebilirsek barışı toplumda inşa etmek mümkündür, kolaydır ve hatta kesindir. O nedenle her alanda barışa odaklanmamız lazım. Çünkü her alanda savaş zihniyeti ve politikalarıyla yürüyen bir iktidar var.

Bu iktidar her şeyle savaş halinde

Ortadoğu’da, Suriye’de savaş politikalarını yürütüyor. Bu ülkede Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarının zorunlu sonucu savaş politikalarıdır ve çözümsüzlük savaşa götürür. Bu şimdiki iktidar için de bundan sonra iktidara talip olanlar içinde geçerlidir. Savaş politikalarına açık ve net tavır koymadan bu ülkeye barışı ve demokrasiyi getirmek mümkün değildir. Bunun için de Kürt sorununda demokratik çözümün yolunu açacak, bu ülkede ve bölgede halkların birlikte ve eşit yaşamasını hedefleyecek bir anlayışa ihtiyaç var. Sadece bununla yetinmiyoruz. Bu önemli ama bu iktidar her şeyle savaş halinde. Bu iktidar toprakla savaşıyor, toprağı talan ediyor, toprağın ürün vermesini engellemek için her türlü yöntemle toprağa savaş açıyor. Doğa ile savaş halinde bu iktidar. Ağaçlarla, ormanlarla, derelerle savaş halinde. Kürtlerle, kadınlarla, gençlerle, emekçilerle, yoksullarla savaş halinde.

Savaş politikalarına hayır diyecek büyük barış koalisyonunu kurmak zorundayız

Biz de diyoruz ki işçiyle, esnafla, üreticiyle, herkesle; toprakla, ağaçla, dereyle savaş halinde olan bu iktidara ve savaşa dayanan bu rejime karşı büyük barışı hedeflemeliyiz. Büyük barış toprakla barıştır, halkların barışıdır, halkların eşit ortak yaşamını hedefleyen özgür bir düzenin inşasıdır. Büyük barış çölleştirilen, üretimsiz bırakılan topraklarla barışmayı gerektirir. Üreticiyle, çifçiyle, esnafla, emekçiyle, doğayla bütün toplumsal kesimlerle barışmayı gerektirir büyük barış. Savaşın sonucu yıkımdır, yaşamın ve toprağın çölleşmesidir. Barış ise rehaftır, özgürlüktür, demokrasidir, huzurdur, adil paylaşımdır ve güçlü üretimdir. Bu yüzden büyük barış diyoruz. Bütün bu saydığım alanlarda talan ve savaş politikalarına hayır diyecek büyük barış koalisyonunu kurmak zorundayız. Aksi durumda ekmeğimizden de aşımızdan da özgürlüğümüzden de haklarımızdan da olmamız neredeyse mukadderdir. Eğer ekmeği demokrasiyle, toprağı üretim ve refahla, doğayı eşitlik ve saygıyla ele alırsak; özgürlüğü, eşitliği her alanda hakim kılacak politikaları sonuna kadar ilkeli ve kararlı bir şekilde savunursak işte o zaman büyük barışı kuracağız. Büyük barışı kurmak da neredeyse mukadderdir. Büyük barış bizim tam da orada, bu karanlık tünelin ucunda bekleyen güneşimizdir, ışığımızdır. Yürüyüşümüz orayadır. Mutlaka bu karanlık tünelden hep birlikte geçeceğiz, aydınlığa birlikte çıkacağız.

Halkın sofrası yangın yerine dönmüştür, birlikte çözüm üretelim

Bu krizleri hep birlikte çözelim istiyoruz. Krizleri önceden gördük uyardık; mitinglerimizle, demokratik kitle örgütleri ve emek örgütleriyle bir araya gelerek, halkımızla birlikte çözümler üretmek için çalışmalar yürüttük. Bugün ise durum daha vahimdir. Halkın sofrası, hakları ve özgürlüğü tam bir yangın yerine dönmüştür. Bu krizden halkı nasıl çıkarırız, bu enkazdan halkı nasıl koruruz birlikte konuşalım, birlikte tartışalım, birlikte çözüm üretelim. Bunu yarına, seçime erteleyemeyiz, çünkü yangın her tarafı sarmış durumda. Her tarafımız yanmaktayken biz itfaiyenin bir yıl sonra yetişeceği bir zamana erteleyemeyiz. İtfaiye biziz, bu yangını söndürecek su bizim ortak irademizdir, birlikte mücadelemizdir.

Gelin bu merkezi ceberut yönetime son verecek alternatifleri ortaya koyalım

Büyük barış ve güçlü demokrasi temel hedefimizdir. Bakın bu gıda krizinin, daha önce yaz aylarında yaşadığımız felaketlerin, kışın karşımıza çıkan yıkımların, doğa felaketlerinin ve bunların halka zarar vermesinin temelinde merkezi yönetim ve anti demokratik zihniyet yatıyor. Biz diyoruz ki gelin bu merkezi ceberut yönetime son verecek alternatifleri doğru ortaya koyalım. Nedir bu adres? Yerel demokrasi. Toprağa neyin ekilip biçileceğine o toprakta yaşayan insanlar karar vermelidir. Yerel yönetimler o nedenle önemlidir. Yerel yönetimlerin güçlü yetkilerle donatılması ve kaynaklarla beslenmesi o nedenle önemlidir. Güçlü demokrasi derken biz bu merkezi ceberut yönetimi değiştirmek kadar yerel demokrasiyi de hedefliyoruz. İşte o zaman bu toprağın, doğanın, derenin, suyun talanına çok daha kuvvetle karşı koyabiliriz. Bu sistem değişmedikçe, yerel demokrasi ile tamamlanmış güçlü demokrasi gelmedikçe bu sorunlar dönüp dolaşıp yeniden karşımıza çıkacak. O nedenle diyoruz sadece bugünün meselelerine değil geleceğin inşasına da odaklanalım. Sorunların yeniden yaşanmasını mümkün kılacak bütün unsurları dönüştürmeyi hedef alalım. Bunu bugünden yarına toptan gerçekleştiremeyebiliriz ama yolumuza ve önümüze görev olarak bunu koymamız lazım.

Ölüme karşı yaşamı, talana karşı emeği, zulme karşı özgürlüğü savunacağız

Halkların ve barış ve demokrasiden yana güçlerin ortak mücadelesi savaşları durduracaktır. İnsanlığın başına bela olan bu savaş siyasetini her yerde durdurmanın yolu saydığım programdan geçiyor. Halkların barış ihtiyacından ve iradesinden geçiyor. Yaşam siyasetine inanan, ölüm siyasetine boyun eğmeyen mücadele güçlerine burada asıl görev düşüyor. Ölüme karşı yaşamı, talana karşı emeği, zulme karşı özgürlüğü, ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlığı savunacağız ve barışarak kazanacağız. Barışarak büyüyeceğiz, barışarak güçleneceğiz. Barışarak hep birlikte yöneteceğiz. Başka bir ülke mümkündür, başka bir dünya mümkündür. Yolumuz açıktır, hepinizi kalpten selamlıyorum.