Şiir Atölyesi

“Şiir; hikâye değil, sessiz bir şarkıdır…” demiş ya Ahmet HAŞİM. İnsan evladı var olduğu sürece, şiiri tarif etmişler kalemlerince şairler…

Buyurun dostlar, her güne şiirle başlamalı. Bugün yüreğimden dökülenler:

Homeros’a göre: Şiir, kanatlı bir söz…

Louis ARAGON’a göre ise: Eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimi…

Mesela Gülten AKIN, çığlıklara benzetir şiiri. Öyle tanımlar tek kelime…

Sait Faik ABASIYANIK’a göre de: “İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir, insanı insana yaklaştıran şeydir…

Şiir’den açtık bahsi. Cemal SÜREYA’ya değinmeden olur mu? Cemal SÜREYA da şöyle der şiir için: “Şiir, dünyayı değiştirmenin araçlarından biridir. İnsan, şiirle ‘yeri ve formülü’ bulacaktır. Şiir, insan bilincini daha ilerde bir yere atacak, insana yeni duyumlar, yeni nitelikler kazandıracaktır. Var mıdır böyle bir hayat? Vardır böyle bir hayat. Olacaktır… Nerval’in çıldırmadığı, Mayakovski’nin kendine kıymadığı, Lorca’nın kurşuna dizilmediği bir hayat. Şiirle nasıl başarılabilir bu? Sorunun karşılığı: Şiirle de başarılabilir…”

Cemal SÜREYA haklı dostlar…

Şiir, dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir. Farkında olarak ya da olmadan yeni bir dünya yaratır; şaire, en çok da okuyucuya. Ve doğası gereği devrimcidir…

Örneğin; iyi şiir, çölü anlatmaz. Onun hangi düşünceleri çağrıştırdığını, yaşamla ilintisini ortaya koyar. Okuyanı yeni bir çağrışımla düşündürmeyi amaçlar. Şair, sözcükleri esas anlamları dışına taşırarak yeni bir şey söylemek isteyebilir. Benzetmenin en ince yeniliklerini bulmayı dener…

Şairin bu çabası, sıradanlaşmaya başkaldırmaktır. Sanatçılar; nasıl taşı, metali, tahtayı, plastiği kendi kültür ve birikimlerine göre eğip-büküp sanata dönüştürüyorsa, şair de sözü eğip-büküp şiire dönüştürür…

Aynı şiiri, şairi bile iki kez yazamaz!

Sözcüklerin şiirle ilişkisi, öykü ya da romanla olan ilişkisine benzemez. Şiir bambaşka bir dünyadır. Bambaşka bir dünyaya yolculuk yaptırır okuyucuya. Konu şiir olunca, sözcüklerin anlamı ve çağrışımı başkalaşmaya başlar. Şiirleri gereğinden fazla sözcükle boğuşturmamak da çok önemlidir. Yazılan bir kavramın (yani…) diyerek açıklanması ve bu şekilde kullanılması şiire hiç yakışmaz; dizeyi lafa boğar, dize olmaktan çıkarır…

Şiir ve Nâzım… Şiir deyince aklıma ilk gelen isim olan Nâzım’dan söz etmemek olmaz…

Cemal SÜREYA şöyle der bir yazısında:

“Nâzım Hikmet’in çıkışını kendinden önceki bir Türk şairine bağlamak oldukça güç… Oysa çağdaşı Necip Fazıl’a; bir yerde Yunus Emre’yi, bir yerde de Süleyman NAZİF’i kök olarak almak mümkündür. Hatta Necip Fazıl’ı, Nef’i’ye bile götürebiliriz biraz zorlayarak. Nâzım Hikmet için, söylesek söylesek; Pir Sultan Abdal’ı söyleyeceğiz. Bu da çok zayıf, hatta belki yanıltıcı, yapay olacak. Onun şiiri; Türk sanatı içinde, yeni bir öz girişimi getirirken yeni bir biçimi de sunar…

Nâzım Hikmet’in en büyük özelliği dilde görülür. Büyük bir Türkçe atılımı vardır. İstanbul konuşmasının tadını çıkarır, daha çok alaturka şarkılarındaki duyarlıktan hareket eder. Şiire; halk şairlerinin evrimi diyebileceğimiz bir biçimde yaklaştığı halde, dizeleri türkülerden çok şarkılara yakındır. Nâzım Hikmet’i kendi kuşağının koşulları içinde düşünürsek, yaptığı dil atılımını çok önemsememiz gerekir…”

Şiir dedik ya bugünkü mevzumuz; yurdumuzdan çıkıp da dünyaya açıldığımızda, Nâzım’ın yanında Mayakovski gelir benim hemen aklıma. O Mayakovski, şiir yazmak için gerekli koşulları şöyle açıklar:

1.) Yalnız şiirle çözülebilecek bir sorun olacak.

2.) Şair, bu sorun karşısında sınıfının genel duygusunu ve amacını saptayacak.

3.) Bir sözcük malzemesi hazırlayacak.

4.) Donatım (kâğıt, kalem, telefon, bisiklet, masa, ayrıca şairine göre pipo ya da sigara)

5.) Bir sözcük görgüsü, sözcük hazinesi (Her yazın insanında olabilir ama yalnız şairlerin bütünleyebileceği bir donanım)

Elbet, bunlar şiire başlarken yapılması gerekenler. Mayakovski örnek de veriyor bu konuda. Diyelim şair, cephedeki erler için şarkı sözleri yazacak…

Sınıfsal amaç: Haksız düşmanın yenilmesidir.

Malzeme: Erlerin kafiyelerle zenginleştirilmiş söz haznesi…

Tabi şairin böyle bir çalışmaya hazır olması için bir de “şiirsel stok” gerek. Bu konuda da şöyle diyor Mayakovski: “Bu stoğu hazırlamak için günde 10-18 saatimi veririm…”

Mayakovski’ye göre şair, ‘yazma disiplini’ elde etmeli ve her gün çalışmalıdır. Benim de şiarım: Kiminin güldüğü, kiminin şaşırdığı, kiminin önemsemediği, kiminin takdir ettiği, kiminin her gün okuduğu, kiminin ilgilenmiyor gibi yaptığı, kiminin kıskandığı bu her günkü iyisine kötüsüne bakmadan, yazılarımda yapmak istediğim şey: Yazma disiplini…

Mayakovski, ‘Not Defteri’ni de şartlardan biri olarak görür. Sonra da ekler: Gençler için şart değil…

Zaman zaman bana gençler, şiir ve yazma konusunda sorular sorarlar. Onlara önerebileceğim tek şey dostlar: Her şeyin çok çabuk tüketildiği ve uçtuğu, ilgili tezgâhlarda ederinin eksiğinden bozdurulduğu şu garip zamanda, siz yine de ‘Not Defteri’nizi ihmal etmeyin gençler…

Çünkü şiirde de gelecek; diğer tüm unsurlarda olduğu gibi, sizinle gelecek…