Vahap Coşkun Yazdı…Kürt Anahtarı ve Demokrasi Kapısı

VAHAP COŞKUN

 

Cumhur ve Millet ittifakları arasında geçecek bir seçime doğru hızlanarak gidiyoruz. Gerek seçimin ve gerek seçim sonrasındaki muhtemel bir geçiş sürecinin anahtarı ise, onlara duyulan sempati ve antipatiden bağımsız olarak, Kürt seçmenler ve HDP’nin elinde duruyor. Anahtar olma hali, iki yönlü:

 

Birincisi, Kürt seçmenler ve HDP, oyları birbirine yakın duran iki ittifaktan hangisine meylederse, cumhurbaşkanlığı makamına büyük ihtimalle o ittifakın adayı oturacak. Keza bu seçmen grubunun bir tavır göstermemesi, seçim sürecinde nötralize veya pasifize edilmesi de, cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunu doğrudan etkileyecek.

 

İkincisi, seçimden sonra oluşacak Meclis’te de HDP çok merkezi bir konum işgal edecek. Çünkü kamuoyu araştırmaları her iki ittifakın da Meclis’te salt çoğunluğa ulaşmayacağına işaret ediyor. İki ittifak da, yasal ve/veya anayasal düzeyde bir değişiklik gerçekleştirmek istediklerinde, HDP’nin desteğine ihtiyaç duyacaklar. Mevcut verilere göre, cumhurbaşkanlığını hangi taraf kazanırsa kazansın, Meclis’te HDP belirleyici olacak.

 

Dolayısıyla Kürt seçmenler ve HDP, hem cumhurbaşkanlığı seçiminin kaderinde hem de seçimin ertesinde teşekkül edecek Meclis’in izleyeceği yolda etkin bir pozisyona sahip olacaklar. Normalde birbirleriyle kıyasıya mücadele eden iki ittifakın da, böylesine güçlü bir seçmen kitlesi ile işbirliği olanaklarını geliştirmek ve desteklerini almak için çaba göstermeleri beklenir. 

 

Kürtleri Dışlayan Yeni Rejim

 

Fakat böyle olmuyor; her iki ittifakta da Kürtleri kapsama yönünde bir heves görülmüyor. Karar verici nitelikteki Kürt oylarını almak arzu ediliyor ama Kürtlerin istekleri görmezden geliniyor. Garip bir durum var ortada: Kürtler, ülkenin siyasal istikametini değiştirecek güce sahipler ancak kendi taleplerini siyasal gündemin bir parçası haline getirecek ve bunun üzerinden ilerleyecek güçten mahrumlar.

 

Bir başka ifadeyle, Kürtler ve bilhassa yüzde 10-12 arasında blok bir oya hükmeden HDP, iktidarın ve muhalefetin geleceğine tesir edecek bir stratejik konumda duruyorlar. Lakin bu stratejik konumdan kaynaklı güçlerini, kendi siyasal hedefleri için seferber edemiyorlar.

 

Zannımca bunun, biri anaakım Türkiye siyasetinden diğeri de HDP’den kaynaklanan iki temel sebebi var. Meselenin Türkiye siyasetine bakan yönünde, Kürtleri siyasi alanından tasfiye etme düşüncesinin altı çizilmelidir. Zira çözüm sürecinin çökmesinden ve 15 Temmuz askeri darbe teşebbüsünün ardından, Türkiye’de yeni bir rejime geçildi.

 

Sosyal ve siyasal hayatta Kürtleri elden geldiğince etkisizleştirmeyi öngören bir düşüncenin üzerine kurulan bu yeni rejim, şimdilerde AK Parti ve MHP ortaklığında yürüyor. Fakat bu, yeni rejimin salt iktidar partilerinin malı olduğu anlamına gelmiyor; muhalefette de -İYİ Parti gibi- bu rejimi sahiplenen partiler bulunuyor.

 

İktidarın da muhalefetin de hâkim paradigması Kürtleri dışlamak olan bu rejimi kabullenmelerinin bir sonucu olarak, Kürtlerin hem istemleri siyasete taşınamıyor hem de güçlü bir siyasal temsile sahip olmaları engelleniyor. Seçime yaklaştıkça Kürtleri oyuna katmak istemeyen bu iradeyi daha çok tartışmak durumunda kalacağız.

YAZININ DEVAMI